Denizler İdam Edilmesin Diye Uçak Kaçırdılar

“Denizlerin İdamını İki Gün Ertelettik”

Uçak kaçırma eylemi ile idamları durduramayacaklarını bilen gençler, aynı zamanda Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Kemalettin Eken’i de kaçırmayı planlamışlardı. Uçak kaçırıldı ancak Jandarma Genel Komutanı’nı kaçıracak olan Hasan Ataol, Ergun Adaklı, Sefa Asım Yıldız ve Niyazi Yıldızhan, harekete geçmeden saldırıya uğrayınca kaçırma eylemi yapılamadı. Çıkan çatışmada Niyazi Yıldızhan yaşamını yitirdi. Komutan yaralandı.

Uçak kaçırma eylemini yapanlardan Aynullah Akça, “Bizim elimizde fazla bir koz kalmadı. İsteklerimizin yerine getirilmesi için 12 saat süre vermiştik. Bu süreyi bir kez daha uzattık. O gece Meclis sabaha kadar toplantı yaptı ama karar değişmedi…”

İsveç’de yaşayan Aynullah Akça’yı bir Türkiye ziyareti sırasında bulup, uçak kaçırma eylemini, dönemin gençlik hareketini, bugüne dair düşüncelerini konuştuk.

Boğaziçi uçağından yaklaşık 5 ay sonra da Truva uçağı kaçırıldı / 25 Ekim 1972 Günaydın Gazetesi

Farklı Örgütten Eylemciler Ortak Hareket Etti

Uçak kaçırma eylemini yapan 4 kişi farklı örgütlerden olmasına rağmen THKO önderleri için hayatlarını sürgünde geçirmeyi, öldürülmeyi göze almışlar.

Yaşar Aydın Türkiye İşçi Partisi, Sefer Şimşek THKO, Aynullah Akça THKP-C üyesi.

Mehmet Yılmaz ise herhangi bir partiye üye değil ama sola sempatisi olan biri.

Akça, “Kendi başına olsan da bir şey yapman gerekiyordu. Senin önder diye kabul ettiğin insanlar öldürülüyor, hakkında ölüm emri var. Uçak eylemini yapan dört kişi birbirimizi önceden tanıyorduk, hemşeriydik. Bu eylem kararını aldık. Sefer, bu düşüncemizi Denizlere iletti. Deniz Gezmiş, ‘Hazırlıklarınızı yapın, bizden haber bekleyin’ dedi”.
4 genç, Deniz Gezmiş’den “Hazırlıklarınızı yapın” talimatının gelmesi üzerine, deneme uçuşları yapmışlar. Hayatlarında uçağa da ilk defa bu vesileyle binmişler.

İdam kararının kesinleşmesinin ardından Deniz Gezmiş “Eylemi yapsınlar” diye haber gönderince, 3 Mayıs 1972’de Ankara-İstanbul seferini yapan Boğaziçi uçağını kaçırırlar.

“Eş Zamanlı Eylemler ile Sonuç Alacaktık”

Havaalanında hiçbir arama yapılmaz, bilet gösterip uçağa binerler. Akça, o günü şöyle anlatıyor: “Uçak İstanbul boğazının üstüne gelince kaptan anons yaptı. Daha önce planladığımız şekilde Yaşar arkadaş ayağa kalktı, uçağın THKO adına kaçırıldığını duyurdu. Denizlerin örgütü adına kaçırmayı doğru bulduk. Kimse kıpırdamasın dedi. Biz de kalktık, silahları çektik; ben bombayı çıkarttım. Uçağın içinde kontrolü çok kolay sağladık. Uçağı Bulgaristan’a götüreceğimizi, nedeni de orada açıklayacağımızı söyledik. İndikten sonra uçağı neden kaçırdığımızı söyledik.

Bulgarların temsilcileri geldi, taleplerimizi söyledik. Türkiye Büyükelçisi zaten havaalanında bekliyormuş; o geldi. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın serbest bırakılıp bir uçakla Bulgaristan’a getirilmesini istedik. 12 saat süre verdik. Bizim esas beklentimiz başkaydı. Bu hareketle bir sonuç alınamayacağını biliyorduk, ama eş zamanlı başka bir eylem daha yapılacaktı. İkisi birleşince sonuç alabiliriz diye düşünüyorduk.”

Jandarma Genel Konutanı da Kaçırılacaktı

Akça’nın söylediği diğer eylemi de bir grup THKO üyesi yapacaktı. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Kemalettin Eken’i kaçıracaklardı. Ancak eylem planlandığı gibi gitmedi ve kaçırma eylemi gerçekleştirilemedi. Çıkan çatışmada Eken yaralanırken, bir THKO üyesi de yaşamını yitirdi.

Sofya’da bir kulaklarının Ankara’daki bu eylemde olduğu anımsayan Akça, “Kaçırma olayını yapamamışlardı. Bizim elimizde fazla bir koz kalmadı. Bir kez daha süreyi uzattık. O gece Meclis sabaha kadar toplantı halindeydi. Kararlı olduğumuzu ispat etmek için artık uçaktakileri öldürmemiz gerekiyordu. Öbür taraftan; Deniz Gezmiş bu duruma ne derdi diye düşünüyorduk. Deniz Gezmiş Anadolu’ya geçerken, polisler üzerine geliyor, elinde otomatik silah var, o durumda bile polisleri öldürmeye kıyamıyor. Ondan sonra Amerikalı çavuşu kaçırıyor; onu bile öldürmüyor.

Biz ne yapalım! Uçaktakilerin hepsi sivil masum insanlar. Birilerini öldürseydik Denizlerin bunu kabul etmeyeceğini biliyorduk. O dönemin hükümeti bundan faydalanabilirdi de. “Bunlar terörist, suçsuz insanları öldürüyor” propagandası yapabilecekti. Buna rağmen Denizleri bırakacakları da garanti değildi.

Sivil olmayan tek kişi İnönü’nün oğluydu. Kaldı ki İnönü bütün grubuyla “idama hayır” oyu vermişti. Onun oğlunu öldürmek de doğru olmazdı. Bir kere daha uzattık. 36 saat oldu. Baktık bir sonuç alamayacağız. Basın toplantısı yaptık havaalanında. Durumu anlattık. Uluslararası ajanslardan gazetecilerde vardı. Katil hükümetin politik kararla üç genci idama götürdüklerini duyurduk, ama idamı durduramadık” diyor.

Bu Dönemin Denizleri

Aynullah Akça bugünkü gençlerin mücadelesine ilişkin de düşüncelerini paylaşıyor; “Aynı nehirde iki kere yıkanılmaz diye bir söz vardır. Bizim dönemimiz öyle bir dönemdi. Gençler Deniz Gezmiş’in ruhundan gidiyorlardı. En azından onun böyle haksız yere idam edilmesine tepki gösteriyorlardı. Bence şimdiki gençler kendi döneminin ruhunu bulmalılar. Deniz Gezmiş bir semboldür ama o dönem bir daha yaşanmaz. Kendi dönemlerinde o zamanki heyecanı bulmaları lazım. Kendi nehirlerinde yıkanmaları lazım. Bu dönemde onlar da kendi Denizlerini bulmaları gerekiyor.”

Eylem Hakkındaki İddialar

Aynullah Akça ve arkadaşlarının uçak kaçırmasının ardından dönem dönem çeşitli iddialar ortaya atıldı, tartışmalar yapıldı. Eylemden sonra Altan Öymen, Erdal Öz gibi aydınların gözaltına alınmasının ardından kendileri hakkında çeşitli iddialar ortaya atıldığını hatırlatan Akça, “Bizim onların içeri alınması için böyle bir eylem yaptığımız imasında bulundular. Sonra Uğur Mumcu Cumhuriyet’te, “aydınlar üzerinde baskı yapmak, sindirmek için böyle bir provokasyon yapıldı” diye yazdı.

Birçok iddia ortaya attılar. Hükümet zaten bu kişileri bir çok defa gözaltına almıştı. Bizim üzerimizden ne diye plan yapsın, çok komik. Ondan sonra her yıldönümünde şu ya da bu şekilde konuyu bize getirerek ‘soru işaretleri var’ dediler. Yıllar geçtikten sonra bu sefer idamları hızlandırmak için yaptığımız söylenmeye başlandı. Bu da doğru olmayan, gerçek dışı söylentilerden biriydi. Biz o gün uçağı kaçırmasaydık ertesi gün idam edileceklerdi. Uçak kaçırma eylemini yapmamış olsaydık 4 Mayıs sabahı idam edileceklerdi. Eylem idamları iki gün geciktirdi. Bütün yollar kapanmıştı. Karar alınmıştı. Meclis’te onaylanmıştı. Kaldı ki THKO’nun onayı ile yapılmış bir eylemdi.”

Aynullah Akça, uçak kaçırma eylemini yaptığında 22 yaşındaydı. 18 ay Bulgaristan’da cezaevinde yattı. Çıktıktan sonra liseyi ve üniversiteyi burada okudu. Devrimci mücadeleden de kopmadı. “Türkiye’de gençliğin hareketinin örgütsüz, partisiz olduğunu gördük. Bakıyoruz bugün Arap ülkelerindeki devrimlere. Bunlar devrim ama sosyalist devrim değil. Sosyalist devrim için daha başka şartlar lazım. Gençliğin yapabileceği bir şey değildi. Orada gördük; sosyalist devrim için işçi sınıfı ve onun partisinin olması gerekiyordu.”

Aynullah Akça hep bir gün dönme hayali ile yaşadı ancak 12 Eylül darbesinin ardından bunun mümkün olmayacağını anladı ve Bulgaristan’da kalıcı bir hayat kurdu. Bulgaristan’da sosyalist sistemin çökmesinin ardından ailesiyle İsveç’e taşındı.

Akça, “Böyle bir eylemden kesinlikle pişmanlık duymadım. O günleri yaşamak gerekiyor. Bu eylem o kadar doğal geliyordu ki o zaman. Lider gördüğün insanlar öldürülüyordu. Senin de bir şey yapman lazım. Biz örgüt baskısı ile yapmadık. Bir şey yapabilmek adına kendi rızamızla yaptık bu eylemi. Dolayısıyla bugün bile düşününce pişmanlık duymuyorum. Bir daha böyle bir eylem yapar mıyım; kesinlikle hayır. İnsanların iradesi dışında onların hürriyetini elinden alıyorsun. Doğru değil” diyor.

Birşeyler Yapmak Lazımdı

Daha lise çağlarında çalıştığı fotoğrafçıda sosyalist mücadelenin içine giren Akça, çalıştığı fotoğrafçının Ankara’da solcuların, ilerici gençlerin uğrak yeri olduğunu, burada yapılan tartışmaları çok sevdiğini anlatıyor.  

O dönem çok ilerletici tartışmaların yapıldığını, sadece belli kesimin değil bütün bir toplumun tartışmalar yapabildiğini ifade eden Akça, sosyalist, adil, halktan yana bir düzenin tartışıldığını kaydetti.

Akça, sağ-sol kavgalarının silahlı çatışmalara dönüştüğünü, halk ordusu, halk cephesi gibi partilerin kurulmaya başlandığını, gençliğin savaşa hazırlandığını söyleyerek, “O zaman en çok Che’nin Günlüğü kitabı okunuyordu” diyor.


Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan tutuklandıktan sonra Türkiye’deki farklı partilerdeki gençlerin dahi “harekete geçmek, bir şeyler yapmak lazım” diye konuşmalar yapmaya başladığını hatırlatan Akça, Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kızıldere’de öldürülmesinin ardından “Mahir öldü, Deniz cezaevinde, artık bitti” deyip yürüttükleri tartışmalar sonunda uçak kaçırma fikrinin ortaya çıktığını anlatıyor.