IŞİD’in Yürüttüğü Kültürel ”Soykırımın” Arka Planı

Ana akım medyada, insanlığın ortak tarihi mirasına karşı işlenen bunun gibi suçlar IŞİD barbarları tarafından yapılan bir takım akıldan izandan yoksun hareketler olarak tasvir ediliyor. Ancak, gerçekte bu Irak ve Suriye ulus devletlerini Balkanlaştırmak isteyen Amerikan planının bir parçası: Bu ülkelerin ulusal kimliklerinin temeline, onların tarihlerine saldırmak.

IŞİD’in Suriye’de bulunan antik Palmira şehrindeki 2000 yıllık heykelleri yok etmeye başlaması ve şehrin her yerine patlayacılar döşediğini açıklaması üzerine, UNESCO bu durumu ‘etnik temizlik’ teriminden ilhamla ‘kültürel temizlik’ olarak nitelendirdi. Bunu Ortadoğu’nun tarihsel varlığına karşı yürütülen sistemli bir imha planı izledi. IŞİD, bugüne kadar Irak sathında, aralarında Musul Müzesi’nin yağmalanması ve yıkımı, 3000 yıllık Asuri şehri Nimrud’un yok edilmesi, Hatra’da bulunan 2000 yıllık kalenin buldozerlerle üstünde geçilmesi de bulunduran kültürel varlıklara yönelik imha faaliyetinde bulundu. Yakınlarda yine IŞİD militanları, Mısır sfenksleri ve piramitlerini imha etmekle tehdit ettiler.

IŞİD teröristlerinin medeniyetin beşiği olan böylesi bir bölgede tarihi eserleri yok etmelerini izlerken, “neden tarihi eserlerin yok ediliyor olduğu” ve “nasıl olup da bu noktaya gelindiği” üzerine düşünülmesi gerekiyor. Ana akım medyada, insanlığın ortak tarihi mirasına karşı işlenen bunun gibi suçlar IŞİD barbarları tarafından yapılan bir takım akıldan izandan yoksun hareketler olarak tasvir ediliyor. Ancak, gerçekte bu Irak ve Suriye ulus devletlerini Balkanlaştırmak isteyen Amerikan planının bir parçası: Bu ülkelerin ulusal kimliklerinin temeline, onların tarihlerine saldırmak.

İslami ve İslam öncesi tarih eserlerinin sistemli imhası

IŞİD’in tarihi bölgeleri ele geçirmesi bir tesadüf eseri olmayıp, bilhassa bu bölgeleri hedef alan askeri bir genişlemenin sonucu. IŞİD, kendisi için askeri açıdan çok daha önemli olabilecek stratejik Suriye şehri Deyr el Zor’a saldırmak yerine, Palmira antik kentine saldırmıştır.

IŞİD’in, tarihi alanlara saldırmaya yoğunlaşmasının nedenlerinden biri, sofu bir İslam anlayışına dayalı Vahabi ideolojisine dayanıyor olması. İslam putperestliği yasaklıyor ve radikal Vahabiler bu yasağı, ‘tüm heykeller haramdır’ şeklinde tefsir ediyorlar. Bölgede bu heykellere tapan hiç kimsenin olmamasına rağmen, IŞİD heykelleri imha etmesini bu şekilde meşru görüyor. Yine tarihi türbe ve mezarlara yönelik saldırılarının altında yatan da aynı Vahabi ideoloji, bu türbe ve mezarlara tapınılabileceğinden korkuyorlar.

Fakat Vahabilik bile antik bir şehrin surlarının neden yok edildiğini açıklamak konusunda yetersiz kalıyor. İddialar, IŞİD’in İslami olmayan yerleri yıkarak, İslam öncesi medeniyetlere ait tarihi de yok etmek istediği yönünde ki, bu Ortadoğu Hristiyanlarına yönelik son yirmi yılda tedrici olarak yapılagelen etnik temizlik faaliyetleriyle örtüşüyor. Irak Süryani Katolik Kilisesi Patrik Ignatius Joseph III Yonan’a göre Irak’ta bulunan Hristiyanlığa ait tarihi alanların yok edilmesi sürecine Batı da suç ortaklığı ediyor. Patrik, The Guardian’a verdiği demecinde, bu durumun Batı’nın, Hristiyanları atalarının yurdu olan Ortadoğu’dan tahliye etmeye yönelik “Makyavelist stratejinin” bir parçası olduğuna dair inancını ifade etti.

Halbuki diğer yandan, IŞİD, hem Sünni hem de Şiilerce saygı gören İslami tarihi eserleri ve camileri de yok ediyor. Zira İslam’ın en kutsal şehri Mekke bile yok edilmek tehdidinden nasibini aldı. IŞİD’le aynı Vahabi ideolojiyi paylaşan Suudi Arabistan da kendi İslami tarih eserlerini otel dikmek ve alışveriş merkezleri yapmak için yok ediyor. 1985′den beri süregelen bu imha faaliyetleri, IŞİD’in büyümesine paralel olarak son zamanlar artış gösterdi. Suudi rejimi, Sana’daki eski şehri hedef alan hava saldırılarıyla UNESCO’nun dünya kültür listesinde bulunan eski yapıları yok etti. IŞİD’in antik şehirlere ve yapılara yaptığı saldırılar gibi, Suudilerin bu yaptıklarını da sadece Vahabilik ile açıklamak mümkün değil. Fakat bunlar tesadüfi şiddet hareketleri olmanın ötesinde, belirli bir imha ajandasının ürünü, ve ajanda IŞİD’e değil, Amerika’ya ait.

IŞİD öncesi kültürel temizlik

Ortadoğu’da yapılan kültürel temizlik Amerikan dış politikasının doğrudan sonuçlarından bir tanesi ve on yıllardır da devam edegeliyor. IŞİD, 2006′da, Amerika’nın Irak işgalinin yarattığı ortamda doğdu. 2011′de Müslüman Kardeşler bağlantılı ayaklanmaya destek veren Amerika, Suriye’yi istikrarsızlaştırdı ve IŞİD’in doğuşu ve güçlenmesi için gerekli ortamı yarattı. Fakat Ortadoğu’nun tarihi eserlerinin imhası IŞİD öncesine dahi dayanan sistemli bir imha hareketinin ürünü: Amerika, Suriye’de Özgür Suriye Ordusu’nun arkeolojik alanlarda yaptığı kazılar sonucu eline geçen eserleri silah ve mühimmat karşılığı satmasını destekledi. Bu en azından 2012′den beri, IŞİD’in Suriye’de sahneye çıkmasından da önce bu şekilde oluyordu.

New York Times: Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’la savaşmakta olan Özgür Suriye Ordusu birimleri ile müttefik olan savaşçıların ona söylediğine göre, savaşçılar devrimlerini finanse etmek için arkeolojik alanlarda kazı yapıyorlar ve tarihi eser bulmak isteyenlerle işbirlikleri geliştiyorlar. Güvenlik için kimliğini gizleyen ve Ebu Halid müstearını kullanan savaşçı, “asilerin silaha ihtiyacı var, ve bu tarihi eserler onları alabilmelerinin en kolay yolu,” diyor.

Dahası, El Kaide’nin Suriye kanadı Nusra Cephesi de, henüz IŞİD Suriye’de varlık göstermeden önce tarihi eserleri ve alanları yok etmekle meşguldü. Mayıs 2013′de, Nusra Cephesi, Ayn al-Arous kasabasında bulunan İbrahim Peygamber ile eşi Sara’nın bir müddet yaşadıklarına inanılan ve onların hürmetine ziyaret edilen türbeleri yerle bir etti. Bu sene de, 13. yüzyılın önde gelen İslam âlimlerinden İmam Nevevî’nin Dera bölgesinde bulunan türbesi yok edildi.

El Kaide ile ilişkili Nusra Cephesi de IŞİD ve Suudi Arabistan gibi sofu bir Vahabi anlayışın takipçileri olsalar da, ana akım medya henüz onlar hakkında IŞİD hakkında yaptığı gibi haberler yapmadı. Bunun yerine Katarlı çıkar grupları, düşünce kuruluşları ve NATO medyası, onları “ılımlı” olarak göstermek çabasında.

Daha da geriye gidelim, Nisan 2003′de henüz Amerika Irak işgaline başlayalı birkaç gün olmuşken Bağdat Müzesi yağmalandı. Iraklı askerler müzeyi Amerikan Ordusu’na karşı savunmaktaydılar, fakat nihayetinde geri çekilmeye zorlandılar. Amerikan güçleri müzenin yağmalanmasına neden olmakla suçlandıysa da, suçlamaları ve bu ithamları reddettiler. Halbuki bu yağmanın düşünülmüş bir hareket olduğuna yönelik iddiaları ciddiye almamıza neden olacak kanıtlar var, gizlenmiş kilitli kasalarda tutulmasına rağmen çalınan binlerce değerli eser gibi. Ne olursa olsun, Amerika gayrimeşru bir şekilde Irak’ın kültürel hazinelerini elinde tutuyor.

Iraklı arkeolog ve mimar İhsan Fethi’nin ifadeleriyle:

“Amerika, paha biçilemez değerde olan binlerce on binlerce tarihi öneme sahip dökümanlara el koymuştur.”

“Irak Hükümeti bunların iadesi yönünde çalışma yürütüyor ancak Amerikan yönetimi pazarlığa girişerek dökümanların sadece bir kısmını vermek istiyor.”5380982_69e004c775_l

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yağmalanmış birçok eser New York’a, Londra ve İsrail’e gönderiliyor. 2008′de Iraklı yetkililer New York’da bulunan Christie müzayede evini, yağmalanmış sanat eserlerini satmaya çalışmak gerekçesiyle suçladılar.

Aralarında yakınlarda IŞİD tarafından saldırıya uğrayan antik Asuri şehri Nimrud’un koruyucu melek heykelinin de bulunduğu birçok yağmalanmış eser Londra’da bulundu. Babil asıllı Tevrat parşömenleri de Amerika’nın anlaşmalı olduğu paralı savaşçıların yardımıyla İsrail’e kaçırıldı, İsrail ise parşömenlerin Irak’a iadesini reddediyor.

Suriye de, Irak’ta yaşanan trajediye tekrar sahne oluyor, hatta iyiden iyiye arsızlaşan yağmacılar Suriye kültür miraslarını Facebook’da açtıkları bir sayfa ile satmaya çalışıyorlar. Xinhaunet isimli Çin gazetesinin bildirdiğine göre zaten halihazırda Suriye kültür mirası tarihi eserler, Özgür Suriye Ordusu ile yaptığı ticaretler neticesinde İsrail içine kaçırılmış durumda.

Eğer IŞİD öncesine de gidersek, 1980′lerde ABD’nin Afganistan’ı istikrarsızlaştırması ve neticesinde Taliban’ın güçlenmesi ve El Kaide’nin doğuşunu görüyoruz. 2001′de de Taliban 1700 yıllık Buda heykelini dinamitleyerek yok etmişti.

Bütün bu vakalarda, ABD ve müttefiklerinin müdahaleleri Ortadoğu tarihinin yağmalanması ve yıkımına neden oluyor. Bu yıkım bazen doğrudan işgal güçleri eliyle, bazense işgal güçlerinin desteklediği marjinal gruplarca yapılıyor. Kültür varlığı tarihi eserlerin yok edilmesi sistemli ve bu niyeti güden bir sürecin sonucu, basit bir dış politika hatasının değil.

Ulusal kimliğe saldırı

Saldırı ve işgal sırasında tarihi eserlerin yok edilmesi tarih boyunca defaatle şahit olunmuş uygulamalardır, işgal güçleri işgal etmekte oldukları ülkenin kaynaklarını yağmalayarak, işgal karşıtı bir hareket doğurması muhtemel ulusal kimlik sahiplerini moralsizleştirmeyi amaç edinirler.

Roma İmparatorluğu, en büyük düşmanları olduklarına inandıkları toplumlara yönelik “Damnatio Memoriae” (belleği silmek) yöntemini uygulardı. Romalılar bu yöntemi Kartacalılara karşı uyguladılar ve “topraklarını tuzlayarak” [Eski Roma'da işgal edilen şehrin lanetlenme ritüelidir. Ç.N.] şehirlerinin tekrar abad olmasını önlediler. Nazilerin işgal ettikleri toprakların kültürel varlıklarını yağmaladıkları ise belgelerle sabit. İngiltere, Fransa ve Almanya da, Birinci Dünya Savaşı ertesinde Ortadoğu kolonilerinin kültürel miraslarını yağmaladılar. Mısır ve Suriye menşeli bir çok tarihi eser Paris’te Louvre Müzesi’ndedir. 2002′de, işgalden hemen bir yıl önce Irak hükümeti Berlin’e Babil İştar Kapısı’nı iade etmesi için çağrıda bulunmuştu.

Amerika’nın da, Roma’nın “Damnation Memoria” yöntemini Irak’a, Suriye’ye ve hatta daha geniş görecek olursak tüm Ortadoğu’ya uygulamakla meşgul olduğu görülüyor. Amerika Dışişleri Eski Bakanı Condoleezza Rice’ın 2006′da tanıttığı “Yeni Ortadoğu Projesi” yoluyla Ortadoğu’nun Balkanlaştırılması ve sınırların yeni baştan çizilmesini tasarlıyor. Amerika’nın Irak İşgali sırasındaki siyaseti, mesela ölüm mangaları kullanımı, federalizm propagandası, mezhepsel bir ayrışmaya neden olmak için yapılan şeylerdi. 2007 gibi erken bir tarihte bile Brookings Enstitüsü gibi düşünce kuruluşları “Irak’ın Yumuşak Parçalanması”nı öngörüyorlardı. 2013′de Michigan Üniversitesi’nden Henry Kissinger, parçalanmış bir Irak ve Suriye görmeyi tercih edeceğini beyan etti. Bu yöndeki stratejiler sadece düşünce kuruluşları arasında değil, medyada da açıktan açığa tartışılır oldu.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki yeni-sömürgeci güçler, Vahabilik’i, bölgeyi Balkanlaştırmaya götürecek yolu açmak için sömürüyorlar. Suudi Arabistan, IŞİD, El Kaide ve Taliban, bu açıdan bakıldığında şimdiye dek oldukça kullanışlıydılar. İngiliz Casusun İtirafları (Confessions of a British Spy) ve İngilizlerin İslam Düşmanlığı (British Enmity Towards Islam) kitaplarında iddia edildiği üzere, Vahabilik’i bizzat İngilizlerin Osmanlı’yı zayıflatmak için kurdurdukları iddia ediliyor. Kitaplardaki iddiaların ne derece doğruyu yansıttığı tartışılabilir olsa bile, Vahabilik’in ve bilhassa da IŞİD’in hedefleri ile Amerika’nın sömürgeci emperyalist ajandasının birbirleriyle kusursuzca uyuştukları bir gerçek. Gizliliği kaldırılmış bir Savunma Bakanlığı İstihbarat belgesine göre, Irak Şam İslam Devleti’nin kurulması Suriye’nin Irak ve İran’la olan bağlantısını kesmek açısından yararlı görülüyor. Bölmek ve işgal etmek, mezhepsel kimlikleri üzerine bina edilmiş devletler, birbirlerine karşı sürekli bir husumet içinde olacağından ve nihayetinde zayıf ve savunmasız düşeceklerdir. İsrail şimdiden Suriye’nin bölünmesi halinde Golan tepelerinin kendisinin olacağı bir düzenin peşinde.

İşte bu bahsettiğimiz büyük emperyalist çıkarlar yüzünden, tüm dünya öylece durup IŞİD’in insanlık dışı eylemlerini izlemekle yetiniyor. ABD önderliğindeki sözde “IŞİD-Karşıtı Koalisyon” bir vitrin yenilemesinden başka bir şey değil, IŞİD’i yenmek gibi ciddi dertleri de yok. Onlar, yani Amerika, sadece Suriye ve Irak’ı yok etmek istemiyor, onların varlığına dair tüm tarihi eserlerleri ve belleklerini ortadan kaldırmak istiyor.

Maram Susli / New Eastern Look – Journal-Neo.Org Çev: Mehmet Ali Beygider