Tasfiyeciliğin Tarihsel Bir Tanığı Olarak NİNA ANDREYEVA Anlatıyor

Nina Aleksandrovna Andreyeva Kimdir ?
12 Ekim 1938 Leningrad doğumlu Nina Aleksandrovna Andreyeva daha sonra Leningrad Teknoloji Enstitüsü’nde kimya öğretim görevlisi oldu ve 1966 yılında Sovyetler Birliği (SBKP) Komünist Partisi’ne katıldı. Rus kimyager, öğretmen, yazar, siyasi aktivist ve sosyal eleştirmen klasik Sovyet ilkeleri destekleyen ve savunan makale yazarı.

“Kendime ait ilkeleri terk etmiş değilim” Gorbaçov ve Alexander Yakovlev yurt dışında olduğu bir zamanda 13 Mart 1988 tarihinde gazete Sovetskaya Rossiya yayınlandı ve Parti Merkez Komitesi üyesi Yegor Ligachev tarafından sekreteryaya bir anti-Gorbaçov rapor olarak gösterildi. Onun denemesi Gorbaçov ve Yeltsin taraftarları için büyük bir yenilgi korku oluşturdu. Anti-perestroyka parti yetkilileri, denemeyi alkışlarla karşıladı. Gorbaçov daha sonra Politbüro üyesi Andreyeva’ya 5 Nisan 1988, Pravda’da resmi sert yazıyla cevap verdi.

Andreyeva daha sonra komünist örgütlerin oluşumunda liderlik rolü oynadı. O Eylül 1991′de partiden Gorbaçov’un kararıyla “ihraç” edildi ve SBKP Bolşevik Platformu organizasyon komitesi kurdu. Kasım 1991′de, Tüm-Birliklerin Komünist Bolşeviklerin Partisi genel sekreteri oldu. Ekim 1993′te, parti geçici olarak rejime karşı darbe girişimine başvurduğu gerekçesiyle Yeltsin tarafından yasaklandı.

”YENİ DÜNYA DÜZENİ”
Global burjuvazinin adeta nankörce bir edayla elinin tersini kullanarak bir kenara ittiği Gorbaçov,SSCB’ nin devlet yapısını ve buna bağlı olarak asker-bürokrat burjuvazinin erkini ve uluslararası platformda da bir süper güç olarak imtiyazlı statükosunu bozmadan,Sovyetler Birliği Komünist Partisi 19. Kongresiyle başlatılan sosyalizmin bayrağı altında kapitalizmin inşası projesini nihai hedefine ulaştırmak üzere bu piçleşmiş sistemi toplumsal yaşamın doğal gelişim şartlarına rağmen subjektif dayatmalarla atağa geçirmişti. Ancak, her şey diyalektiğin kanunlarına göre gelişmek ve yaşamak zorundaydı ve böyle de oldu. “Yeni Dünya Düzeni ” sadece klasik arı kapitalizmin çıkarları yolunda onun tarihinden gelen birikimiyle eğittiği güvenilir mimarlarınca ifşa edilmeliydi ve de öyle oldu.

Yalnızca bir dönemin tüketilmiş olduğu bu ara deneme yıllarının sonuçlarından dersler çıkarmak üzere geriye çekilinmiş olan ve yaşanan bu dönemde değil ve aynı zamanda sadece Marksistler de değil hemen herkes ve her dönemde, 20. yy. sosyalizmin deneyimi hep SSCB üzerinden değerlendirdiler. Sosyalizmin denemelerine girişmiş diğer coğrafyaların deneylerinden öğrenme çabası göz ardı edilmediği müddetçe bu aslında çokta anlamlı bir yanılsama değildi.
(Burada, sosyalizm dendiğinde sadece SSCB’ de yaşanan bariz ve açık yanılgıları özel olarak seçip sosyalizmin klasiğini karalamak üzere, global burjuvazinin ideolojik savaşındaki taktiğinden bağımsız olarak söz etmekteyim.)

Çoğaltılması olanakları yüzlerce- binlerce argümandan dolayı, Sovyet sosyalizmini anlayamadan bir bütün olarak, 20. Yy. sosyalizm deneyimlerini ve bugün gelinen aşamada ” Yeni Dünya Düzeni ” projesini ve onun bir parçası artık Nazi-Amerikan-Terör-Organizasyonu olarak yeni NATO’ nun Körfez, Bosna ve Kosova olmak üzere ikinci kez Balkan saldırısını ve bunlar bağlamında Orta- Doğu ve Türkiye ile topyekün tüm Kürt yerleşim bölgelerine yönelik yeni saldırı stratejilerini de anlamak olanaklı değildir. Zira tarih, dünü ve yarınıyla bir bütün olarak yaşanır ve onu anlamak isteyen her samimi bilim sever tarihi bu bütünlüğü içerisinde ele alıp değerlendirmek zorunluluğu taşır.

Bu nedenledir ki SSCB’ nde sosyalizmin bayrağı altında kapitalizmin inşası projelerinin nasıl iflas ettiğini, bu aşamanın nasıl yaşandığını, bugün sosyalizmi toplumsal bir yapı olarak deneme iddiasında olan Kuzey- Kore ile Batı- kapitalizminin günlük toplumsal yaşamda kıyaslanmasını ve bugün Rusya Federatifleri’nde ki Komünist harekette yaşananları, tarihin dünü bugünü ve yarınıyla canlı bir tanığı olarak aktarma olanaklarını taşıyan Bütün Birliklerin Bolşevik Komünist Partisi Genel Sekreteri Nina Adreyeva’ nın anlatımında tüm bu yaşanmışlıkları ve yaşanması muhtemellere ilişkin değerlendirmeleri aktaracak olan bu yazı dizimin, konuyla ilgilenenler açısından özel bir önemi olacağı kanısındayım.

NİNA ANDREYEVA’ nın SÖYLEMİNDEN
Değerli yoldaşlar ve dostlar
Yoldaşlar sosyalizmi inşa ediyor ve cesurca koruyorlar. Yıkılan SBKP’ den doğan Bütün Birliklerin Bolşevik Komünist Partisi’ nin Gorbaçov kişiliğinin haince saldırılarına ve de ülkemizin tamamen yıkıma uğramasına karşın teslim olmayarak direnen Sovyet halklarının selamlarını dile getirmeme izin verin. Sovyetler Birliğinin ve Sosyalizmin gelişim ve inşası için mücadele edenler adına selamlıyorum sizleri. (…) Geride bıraktığımız yarım yıl içerisinde, Belçika, Almanya, Yunanistan, Orta Doğu ve Brezilya’da bulundum ve diplomatlarla, basınla, devlet adamları ve belediye başkanlarıyla, kongre ve meclis üyeleriyle, dünya kültürünün gözdeleriyle, yazarlar, müdürler, sanatçılar, bilim adamları, doktorlar,profesörlerle ve mühendisler,kömür işçileri, metal işçileriyle, sosyal demokratlarla, komünistlerle, politik parti liderleriyle konuştuk ve fikir alışverişinde bulunduk. Televizyon ve radyolarda konuştuk, gazete ve dergilerde yazılarımız yayınlandı.

NELER OLUYOR ?
Şimdi kuşkusuz şu soruya sıra geldi. Sovyetler Birliğinde ne oldu ? İşçilerin iktidarlarını mücadele etmeksizin verebilmeleri nasıl olabildi, Sovyetler Birliği Komünist Partisi, Lenin’ in temel ulusal öğretileri nasıl çözündürüldü ? Uluslararası Komünist hareketi ve dünya sosyalizmini hangi yarınlar beklemekte ve ülkemizde gericiliğin etkinliği daha ne kadar sürecek ?

(…)Geçtiğimiz yıl içerisinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde neler oldu ? Kabullenmek üzücüdür fakat Sovyetler Birliği, Sosyalizmden Kapitalizme dönen bir burjuva karşı- devrimle karşılaşmıştır. ( Denebilir ki kapitalist elementler sosyalizme karışmıştır.)Daha sonra kapitalizmin, toplumsal yaşamın bütün alanlarında inşasına geçilmiştir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinde ve Avrupa’da ki diğer sosyalist ülkelerde sosyalizmden geriye dönüş ve geriye dönüştürücü hareket hangi zeminde hangi güçlere dayanmıştır? SBKP ‘nin iç ve dışişler politikasını planlamasında gizli bir yan yoktur. Feodalizm ve kapitalizme karşı sosyalizmin kendiliğinden oluşmadığı kabul görür bir gerçektir. Sosyalizmin var edilişi her zaman gelişerek ilerlemek üzere, bilimsel temellere dayanılarak planlanır ve örgütlenir.

Sosyalizmin örgütlü, planlı ve bilimsel karakterini İşçi sınıfının stratejisini anlayarak var edip, onun sosyal çıkarlarını her zaman savunmak ve geliştirmek üzere uyarlanan bir programa sahip işçi sınıfının devrimci partisi yönelimde bulunur. Bu partinin çıkarları, Lenin’nin de temel düşüncelerinde yer alan, her şeyden önce işçi sınıfının çıkarları, kolhozların ve solhozların köylülerin ve emekçi aydınların çıkarlarıdır. Bu çıkarsal değerlerden her bir taviz, sınıf düşmanlarına karşı komünist pozisyondan vazgeçmek üzere politik ve toplumsal düşmanlık anlamına gelir.

SOVYETLER, TARİHİN HANGİ AŞAMASINDA PROLETER YAPILANMALARINDAN SOYUTLANDILAR ?

Sovyetler, Sosyalizmin inşasının hangi aşamasında proleter yapıdan ve bilimsellikten uzaklaştılar ?
Komünist partisindeki olağan gelişmeler göstermiştir ki, her şey Gorbaçov ve şurekasının iktidarı devralmasıyla başlamıştır. Bu durum saklanmayacak, ya da inkar edilemeyecek kadar açıktır. Sosyalizmin temel ilkelerinin nasıl yol edildiği, çok uluslu Sovyet hükümetinin nasıl çözüldüğü, SBKP’ nin nasıl tasfiye edildiği, birdenbire kendiliğinden gerçekleşti şeklinde yanıtlanamaz. Sağlıklı bir ekonomik sistemi ve olgunlaşmış bir partiyi birkaç döneğin ve bir-iki vatan haininin (sistem içersinde, ne kadar üst düzeye yerleşmiş olurlarsa olsunlar ) birkaç yıl içersinde yıkması tamamen olanaksızdır. Başka bir deyişle karşı- devrimin parti içinde ve parti dışında uzun süreli hazırlanması gerekirdi. Her şeyden önce parti yönetiminin dejenerasyonuna neden olan oportünist çürümeydi.

Bütün Birliklerin Bolşevik Komünist Partisi, SBKP’ nin 50′ li yıllarda, Kruşçev ve şurekasının parti önderliğini ele geçirmesiyle sağ oportünizme ve revizyonizme geçiş sağladığına inanmaktadır. SBKP’ nın oportünist dejenerasyonu 20. kongreyle başlamıştır. Nahoş bir cehaletin ve küçük burjuva karakterin ifadesi olan ideolojik atılım ve ideolojik temel ilkelerine sahte, vurucu sözler eşliğinde piyasaya sürülen ‘ kişinin putlaştırılmasına’ ve J.V.Stalin’in sınırlanamayan prestijine yönelik eleştiri, tüm dünyada düşmanca bir şiara dönüştürülerek sürdürülen, Stalin’e karşı bir kampanyaydı. Gerçekte ,Kruşçev ve diğerlerinin esas suçlu oldukları ve kampanyanın propagandasının ne amaç taşıdığı yakın zamanda ortaya çıktı. Bu politikaya karşı olan komünistler, işlerinden atıldılar. SBKP’ den kovuldular, ahlaki terör tarafından ‘ Stalinist ‘ olarak teşhir edildiler. Birçok kereler uydurma gerekçelerle baskı altına alındılar.

(…) Sosyalist reformların gücünü zayıflatmak ve yok etmek için, oportünist Kruşçev’in ilk darbesinin bunlara yönelmesi hiçbir şekilde tesadüf değildi. Sosyalizmin inşası bu yöntemle yok edildi ve bu vahim geri dönüşten uluslararası işçi sınıfı ve komünist hareket aynı zamanda anti-emperyalist halk hareketleri yara aldılar. Anti-Stalinist kampanya, sosyalizmin itibarının zayıflamasına, Çin Komünist Partisi’yle karşı karşıya gelinmesine, SSCB ile Çin’in dargınlık sınırına yaklaşmasına, Avrupa’da ki Halk Demokrasilerinde sosyalizmin düşmanlarının aktifleşmelerine neden oldu. Sovyetlerde, partide ve hükümetin kilit noktalarında birçok değişim başladı . Bununla birlikte işçi sınıfının bilimsel dünya görüşü ve hemen aynı zamanda günün sosyalist güçleri gibi Marksizm-Leninizmin temel görüşlerinden kopuş başladı.

Tarih göstermiştir ki, propaganda araçlarına her şeyiyle egemen olan, sosyalizm altında iktidara gelen ve ülke yöneticisi olan komünistler ve sınıfın geleceğinde oportünizmin gelişme tehlikesi saklı bulunmaktadır. Sovyetlerde olan işte tam da buydu. J.V. Stalin kendi döneminde, sağ oportünizmin sosyal rolünü tam olarak açıkladığı ve altını çizdiği gibi, oportünistler için sosyalizmin anlamı, burjuvazinin ilerlemesinin kestirme yoluydu. Oportünizmin, işçi sınıfının temel çıkarlarına ters düşen ve çoğu kez hayali olduğu gibi kolayca yakalanabilen günübirlik, kişisel çıkarlar temelinde yükselen ilkesizlik şeklinde kendini gösterir. Başlangıçta bu politik karşı saldırı darbe vurdu ve sosyalist sistemin istikrarsızlık rezervi olarak biçimlenmesi ve reel sonuçlar vermesiyle bedelini ödedi.

Stalin dönemi ekonomisinin temel ilkesi, malların fiyatını düşürmek
(bütün işletmelerin ana planı ) ve iş gücünü, enerjiyi, hammadde kullanımında üretim kalitesini arttırmak iken, Kruşçev ve Brejnev döneminde bu, parasal karın ön plana çıkartıldığı ekonomik efektif üretim ana amaç edinildi. Böylece fiyatların ana amaç edinildiği ve üretimin düşürülerek, fiyatların yükseltildiği tamamen akıl dışı bir yöntem amaç edinilmiş olundu. Kısaca söylenecek olunursa, karın ve işletmelerin diğer özel çıkarları, ulusal ekonominin gelişmesinin frenlenmesine, sermaye yatırımlarının geriye çekilmesine ve Ruble’ nin değerinin yavaş yavaş düşmesine öncülük edildi.

Daha önceden planlanmış fiyat düşürümleri iptal edilerek kullanım giderleri yükseltildi ve ucuz tüketim malları piyasadan çekildi. Bilimsel ve teknik ilerleme engellendi ve işgücünün üretimselliği düşürüldü. Bu oportünist ekonominin politikası, küçük ve büyük üreticiler arasında büyük bir uçurumun doğması sonucunu yarattı. Farklılık %30 ‘dan daha fazla olarak baş gösterdi ve günümüzde bu oran % 159′ ları geçmiş bunuyor.Temelleri özel işletme ekonomisine dayalı bu kirli ekonomi gelişti. Yeni Sovyet burjuvazisinin kapital birikimi gözle görülür hale dönüştü. Zenginleşen bu yeni burjuvazi, çeperini tahrip etti. Bu kirli ekonominin mimarlarıyla, parti ve devlet organlarında yer alan rüşvetçi bürokrasi arasında derin bir çatışma başladı.

Bu durum sınıflar dengesi yerine, sosyal eşitsizliğe ve toplumun zenginler ve fakirler olarak bölünmesine neden oldu. Bu koşullar altında, işçi sınıfı içinde çalışmaya ilişkin ahlaki değerler yok oldu ve aynı zamanda bütün devlet mülkiyetinde olumsuz gelişmeler baş gösterdi. Çalışma disiplininin ahlakı ile halkın ortak mülkiyetinin kötüye kullanımı gelişti. Sovyet devleti proletarya diktatörlüğünden bütün halkın devletine dönüştü. Bu devlet bürokrasisi rüşveti ve ahlaksal yozlaşmayı yaygınlaştırdı. 80′ ler de devlet bünyesi , Stalin sürecine oranla, üç kez katlamalı olarak yorgun ve külüstür hale dönüştü. Devlet işletmelerindeki efektivite düştü.

Devlet kendini, çalışan halktan soyutlarcasına ayırdı. Bundan dolayı Sovyet devletinin sosyal temel ilkeleri parçalandı. Sovyet devleti, işçi sınıfının desteğini kaybetti.Tedrici olarak toplumu felce uğratan suça karşı mücadele zayıfladı. Sözde bütün halkın devleti aracılığı ile sözde genişletilmiş eşitlik ve arı demokrasi ideali ile halkın genel kontrolü sağlandı. Bu burjuva kavrayış, ürünle suiatimal, ezenle ezilen arasında eşitliğe ilişkin olanaksız inanışı ilkeselleştirdi. Gorbaçov, Yakovleu, Servardnaya grubu iktidara gelir gelmez kapitalizmi legal gelişim düzeyine çıkartan bir sağ oportünizm başladı. Kruşçev düşüncesinin başlangıç noktasını oluşturan ve Brejnev’in gelişmiş sosyalizmin yollu “sahte propagandasının dayandığı Sovyetlerde sosyalizmin nihai ve eksiksiz gelişim seyri” teorisi,SBKP’ nin tamamen değişerek, sosyalizmin ray döşeyicilerine, çok uluslu Sovyet devletine ve parti likvidatörlerine karşı (Amerikan,monopol kapitalin ve ABD’ nin cani burjuvazisinin bir aleti olarak) nihai anlamda hainleştirdi ve dönekleştirdi.Bu akımın ardından sağ oportünizmin gelişimi tamamlandı.

Parti yönetimindeki oportünistler,Gorbaçov,Yakovlev,Yeltsin,Kravçuk ve Nazarbeyev bugün bastıra bastıra (daha birkaç gün önce TV-kameraları önünde Enternasyonal’i söylediler) ”sosyalizmin çöküşü ”nü ,,tarihsel çıkmazı ”nı ve bir ” hatalı deneyim ” i vurgulamaktalar. Bu şekilde tamamen iflas etmiş ahlaklarının ve politikalarının iç yüzünü sergilemekteler.

ÜÇ AYRI DURUM
Bunlardan başka üç ayrı durumu dikkate almamız gerekir.
BİRİNCİSİ,(…)Sosyalizmin Sovyetler Birliği’nde bir çırpıda ve yoktan var olmadığı gibi, karşı-devrimin tamamen yok olduğuna ya da sürekli olarak ilerlediğini savunan bir görüş tarzı her şeyiyle yanlıştır. Gericiliğin hangi gizli oyunları sahnelediğinden bağımsız olarak, tarihin doğal ana akımları, feodalizm ve kapitalizmden sosyalizme ve emperyalizmin kalesini engellenmeksizin aşıp, sel gibi geçmektedir. Bu dalgalı nehrin akışını ancak bir süre için durdurmak olanaklıdır. Hiç kimse, hele hele karşı devrim, savaş veya vatan hainliği tarihin çarkını asla geri çeviremez.

İKİNCİSİ: Şiddete başvurmak, sosyalizmin veya komünizmin ülküsü değildir.Ancak diğer taraftan bunu yöntem olarak seçtiren de sonradan SSCB’ de iktidarı ele geçiren ve gelişim yolunu tıkayan oportünizmin küçük bir yenilgi üzerine riyakarca hayaller geliştirmesidir.Halkın güvenini,bukalemunca bir sanat yeteneğiyle dolandırarak sağlamış politik dolandırıcılar ve ülküsüz, kariyerist dar kafalılar, SBKP ve Sovyet Devletinin en üst düzeylerine yerleşmişlerdi. Bugün, insanlığın kronik düşmanları,suçlular, yozlaşmış olanlar ve de faşistler, halkın boğazına sarılmak için tüm dünyanın tortusuyla bütünleşmeye hazırdırlar. Bu durum Güney Afrika’daki ve İsrail’deki ırkçılarla, Seul ve Tayvan’daki gerici rejimlerin göbeğine yerleşmiş, eski anti-Sovyet sürgünler aracılığı ile diplomatik olarak inşa edilmektedir. Bundan dolayı, açıkça denebilir ki komünistlerin partisinin işlerliği kesintiye uğramamıştır.Ancak oportünizmin geliştirdiği ölen, çürüyen ve felce uğrayan yanları geçersizliğini kanıtlamış ve biraz hezimete uğramıştır Oportünistler, Leninist partiyi kişiselleştirmekle sürekliliğini kesintiye uğratmışlardır ama objektif gerçek tam tersinedir. Bu nedenle Bütün Birliklerin Bolşevik Komünist Partisi sağ sosyalistleri bir parti olarak SBKP’ ye yeniden yaşam buldurma ve saygınlık kazandırmaya çalışmalarına karşıdır. Çünkü oportünist liderlerin böylesi bir yeniden var oluş ve yeniden inşa girişimi yalnızca oportünizme yarar sağlayacaktır.

ÜÇÜNCÜSÜ: Hainler ve oportünistler tarafından şimdilik kurtulmuş olan kapitalizm, insanlığın büyük problemlerinden bir tanesini dahi çözemez. Emperyalizmin yıkılışı ertelenebilir, fakat gündemden çıkartılamaz. Bugünkü zafer aldatıcıdır ve kendi karşıtlarını güçlendirerek ve yerkürenin yeniden paylaşım mücadelesini şiddetlendirerek bütün dünyayı saracak bir krizin tohumlarını kendi bünyesinde filizlendirmektedir. Bir üçüncü dünya savaşını içeren her şey Irak, Yugoslavya ve diğer sorunlar emperyalizmin icraatının doğasında mevcuttur. Bundan dolayı sosyalizm, dünya halklarını askeri, ekonomik, ekolojik, demografik, enformatik kökenli ve dünyayı kapsayan diğer krizlerden kurtaracak tek olanaktır .Gorbaçov’un ve Bush’ un sık sık ileri sürdükleri gibi, kapitalizm bugün için insanlığın çıkarlarını en üst düzeyde tatmin etme yeteneğine sahip değildir.

SSCB’ de ve Avrupa’nın sosyalist ülkelerinde kapitalizmin yeniden varoluşu, tarihin objektif gelişim yasalarına derinden ters düşen bir durum arz etmekte ve tarihin gelişimini ve de insanlığın yaşam mücadelesini kesintiye uğratmaktadır. Karşı- devrim yenilgiye mahkumdur. Karşı- devrimin, Sovyet halkına verebildiği ne olmuştur? Kısaca denebilir ki kendisi kriz içinde olan kapitalizmi yeniden rağbete kavuşturan bir afetten başka bir şey değil. Bu kriz şimdi, üretim güçlerinin doğrudan yıkımını yaratmaktadır ve ülkenin entegre olmuş eşsiz emsalsiz üretim kompleksi tahrip olmuştur. Her ay binden fazla işletme kapanmakta. Üretim gücü 1970′ lerin kapasitesine ya da 20 yıl öncesi kapasitesine düştü. 58 yüksek fırından 36′ sı bacalarını söndürdü, değerli teçhizat ve donanımlar tahrip oldu.Zaten az miktarda temin edilen hammaddeler ise çalınmaktadır, kömür madenleri kapandı, işletmecilik olanaksızlaştı, gereksinmelerin doğal sonucu olarak kesimlik ev hayvanları tüketildi.

Gorba- Stroyka sürecinde üretim araçları kullanılamaz ve çalıştırılamaz hale geldiler. Ulusal savunma sistemi tamamen tahrip oldu. Tarımsal üretimin ve yakıt hammaddesinin tedariki için doğan gereksinim aç ve soğuk geçecek kışların habercisi oldu.Döviz borsası krize girdi. Diğer bir deyişle, büyük üretim araçları ve toplumsal temel teknik materyaller tamamen mahvolacağı gözüken derin bir kriz içindedir. Krizlerin en ciddisi ise, bu geçiş sürecinin emekçi halkın üretici güçlerin en önemli kesimi olan maddi ve manevi değerlerin yaratıcı kesimini yakalamış olmasıdır.Prestoyka altında , işçi sınıfı apolitikleştirilerek sınıf olma yetisi kesintiye uğratıldı. Yeltsin hükümeti kolhozları ve solhozları felakete sürükledi. Ziraat önderliği borçları ödeyemez ve sınıfın nefretini toplayan merkezlerden biri olma özelliği kazandı. Yükselen enflasyon, Ruble’ nin değerini yüzlerce defa batırdı ve Sovyet halkının çalışarak biriktirdiği tasarrufunu elinden aldı. Maaş ödemeleri aylarca ertelendi. Ülkenin altın ve stratejik metal rezervleri boşaltıldı. Emekçiler fiziksel olarak hayatlarını idame ettirme koşullarının olamadığı, açlığın sınırlarına mahkum edildi. Karşı-devrimciler, sosyalizmi kuran ve savunan kuşaktan intikam alırcasına bir halk katliamı organize etmekteler. Eski parti üyeleri, emekliliklerini yitirdiler. Maaşları önceden belirlenmiş olmasına rağmen genel işçi-emekçi maaşları gibi maddi satın alma gücünün zorluklarını taşımakta.

Baltık ülkeleri olan ESTLAND-LETLAND-LİTAUNEN ‘ de kurtuluş savaşına ( Hitler ordularının işgaline karşı verilen anavatanı savunma savaşı kastedilmekte ) katılıp gazi kalanlar emekliliklerini yitirdiler.Onların yerine, iktidara gelen ulusal burjuvalar, Kızıl Ordu ‘ da mücadele eden halkı arkadan vuranlara, işgal edilmiş bölgelerde halkla alay edip savaştan sonra ormana saklananlarla, köyleri harabeye çevirip yağmalayanlara, komünistleri ve genç komünistleri açıkça katledenlere ve kadınlara tecavüz edenlere emeklilik bağlandı. İnsanlığın bu yüz karaları, vatan hainlerini ”ülke savunucuları ” olarak sıfatlandırıp, onlara en yüksek emekliliği bağlamanın yanı sıra, Sovyet hükümetine karşı suç işleyerek hapis cezasına çarptırılmış olmalarından dolayı ek tazminat da ödediler.

Buna benzer durumlara Ukrayna, Moldovya ve Rusya’ da da rastlanmakta. Bize yaşamı kazandıran savaş emektarlarının onurları kırıldı.Sadece manevi olarak değil, Sovyetler Birliğinin, kötürüm kadın kahramanı,partizan Osipova’yı Minsk kentinde dövdüler. Savaşta genel örgütün emriyle, işgal altındaki Beyaz-Rus halkının celladı, Hitler ajanı Kube’ yi cezalandırmıştı. O ‘nun yatak odasına bir bomba atarak cehenneme yollamıştı. Bu küçük saldırı, savaş dekorasyonundan ve özel mülk sahipliğinden alınmıştır. Minsk kentindeki yani hadiseler, Beyaz-Rus nasyonalistlerinin yardımı olmadan gerçekleştirilemeyecek hadiselerdir.

Ukrayna Başkanlık Divanına kadar sivrilen, SS ajanının oğlu Çemovil bunlardan biridir. Birçok Ukraynalı nasyonalistin de bahsettiği üzere, onun anıtı tamda bu aşamada Hitler’ in SS ordusunun onuru Livon’ nun hemen yanındaki burca tesadüfen dikilmedi. Nasyonalistler kahraman partizanların, kurtuluş savaşçılarının ve askerlerin anıtlarının yıkıldığı aynı anda, başka yerlerde bu tür anıtlar dikiyorlar. Özellikle Baltık devletlerinde bu böyle oluyor. Vatan hainlerinin genarali Viasov’ un emrinde çalışmış ve şimdiye kadar vurulmaktan kurtulmayı başarmış bir adamı televizyonda daha yeni seyrettik. Viasov’la birlikte Hitler ordularına katılarak hizmette bulunmuş.

Bu vatan haini şimdi Alman hükümetinden askeri emeklilik hakkı talep etmekte. Gazetecilerin sorularına verdiği yanıtlar utanmazlığını tam olarak ifade ederek Yeltsin’ in Rus Bayrağı ilan ettiği bayrağın altında Viasov ile birlikte Kızıl Orduya karşı savaştığını açıklıyordu. Kızıl Orduya karşı savaşan Ukrayna’lı asilerin dalgalandırdığı sarı-siyah bayrak şimdi Ukrayna’nın ulusal bayrağı oldu. Nasyonalistler sarı-siyah bayrağın altında Benderov ve Ukrayna’da kurtuluş savaşı yıllarında Hitler’e ve sonradan Amerikalılara hizmet ettiler. Karşı-devrimciler tarafından rehin alınan entelektüeller yaratıcı çevreden uzaklaştırıldılar. Kapitalizmin geriye dönüşünün yolunu açan elit entelektüeller biraz bozguna uğradılar. Şimdi milyoner ve milyarder olanlar entelektüeller değil, Yeltsin’in rüşvet verdiği ve halkın doyurduğu mevcut düzenin mimarlarıdır.

Bir süre önce sarı basın Moskova’da kenti mafyanın idare ettiğini açıkladı. Başkentte ve diğer kentlerde, sık sık silah sesleri duyulmakta. Mafyanın adamları birbirleriyle hesaplaşmakta yada polisle silahlı düello yapmakta. Kültür temsilcilerinden bazıları şimdi geçmişin ve anayurdun nostaljiyle ve şekilsizleşen sosyalizmin kayıplara karışan düzenine, güvenliğine, istikrarına duyulan arzu ve özlemle bayağılaşmanın homurtularını duyabiliyorlar. Kapitalizmin geriye dönüşü ülkede manevi bir fakirlik yarattı. Son yıllarda adı anılmaya değer bir film,bir tek kitap üretilmedi. Tiyatronun, sinemanın, sanat ve mimarinin nesli tükendi. Sıradan insanların müze, tiyatro, sinema, gösteri ve sergilere gidecek parası yok.Şiddetli seksüel sapıklığı ve bunlar gibi her şeyi vaaz eden Amerikan kitle kültürü cephe saldırısı başlattı. Radyo, televizyon ve diğer kitle iletişim araçları çoğulculuğun çığırtkanlığından yavaş yavaş sıyrılarak karşı- devrimin resmi propaganda araçları haline gelmeye, dönüşmeye başlamış bulunmaktalar. Bu tür yayınların karşıtı olanlar ve televizyon, aracılığıyla susturulmaya çalıştırılmakta. İşçi sınıfı kriz doğduğunda bunlara karşı perspektifini resmi olarak ortaya koyma şansını yitirmiş bulunuyordu.

Bilim ve bilim adamlarının ellerindeki olanaklar şu an herkesten daha kötü. Bir çok bilim adamı işletmelere, firmalara ve ticarete kaydı.Geriye kalanlar yoksulluk içinde yaşıyorlar. Bir çok insan bilimsel araştırmaların sonucu olarak yeni teknolojik gelişmelere ilişkin buluşların soygunculuğunu yaparak ulusal onuru BATI ‘ya bedavaya akıtan neslin gerçek yüzünü ve SOVYETLER’in bilimsel geleneğinin mahvedilişi ile birlikte bilimin abidesinin yıkılışını görmeye başladı. Yeltsin devleti ele geçirerek, onlarca yıldır sahip olduğumuz ve dünya ölçeğinde en son bilimsel mevzimizi tüketti. Bilimler akademisi kapitalist pazarda yaşamını idame ettirebilmek için bilim adamlarından oluşan bir ithalat bölümü tesis etti. Beyin ticareti en ucuz şekliyle yapılır hale geldi.

Yeni neslin yaşamsal durumu trajiktir. Spekülatif ticaret genç insanlara istikrarlı bir yaşam vaat etmiyor. Onların geleceğe ilişkin hiç bir umutları ve olanakları yok. Kapitalizme geriye dönüşle birlikte yoğrulan yeni yaşam biçimi onları anlaşılamaz bilinemez bir boşluğa yuvarladı. Uyuşturucu, alkol, cinsel ticaret ve diğer sosyal ahlaksızlıklar artan bir hızla daha fazla genci yok oluşa sürüklemekte.Üniversite, teknik ve yüksek okul öğrenci adayları aydan aya daha da uzayan işsizler kuyruğuna katılmakta. Açlık üniversite öğrencilerinin kaderi olmuş durumda. Yardımlar ise ancak üniversite kampüslerinde kısıtlı olarak yiyebilecekleri sınırların bile altındadır. Üniversiteler ve okullar harç almaya başladılar. Bazıları ülkedeki ortalama maaşın beş ile altı katı harç almakta.

Bu da yüksek eğitim olanağından ancak çocuklarını A.B.D veya diğer Avrupa ülkelerinin tanınmış üniversitelerinde okutma olanağı olan elit bir tabakanın yararlanma olanağına sahip olduğu anlamına geliyor.
Günümüzde ülkenin genelinde aşağı düşmüş olan doğum oranlarında ölümler yaygınlaşmaktadır.1992 yılının ilk yarısındaki intihar oranları Afganistan savaşında on yılda ölenlerin oranıyla eş değerde idi.Ulusal burjuvazilerin yarattığı milli çelişkiler tırmanış kaydederken, kriminalite yaşamdan kendine düşen büyük payı almakta.Sağlık kuruluşlarının normal işleyişi işçi sınıfının zaruri ve acil gereksinimlerini dahi karşılayamamakta.

Piyoner kamplarının, çocuk yuvalarının,kreşlerin, piyoner aş evlerinin çoğu kapandı. Yeniden sağlığa kavuşma ve tatil giderleri halkın ödeme gücünün çok üstünde. Yeni doğan çocuklarını fakirlikten dolayı hastanelere terk etmek zorunda kalan ebeveynler her geçen gün çoğalmakta yeni palazlanan kapitalistler gruplar halinde çıktıkları tatillerini , sanatoryumlarda ve kurs merkezlerinde geçirmekteler. Aileler sık sık ölülerini gömmeden bırakıyorlar. Çünkü cenaze masrafları 15.000 ile 17.000 rubleye kadar yükselmiş bulunuyor. ( oysa normal bir işçi ücreti 2.000 ile 4.000 ruble arasında değişmektedir. )

POLİTİK DARBE NE ZAMAN PLANLANDI
Sovyet halkını acı ve bedbahtlıktan oluşan bu derin bataklığa sürükleyen politik darbe ne zaman planlandı. Sanıyoruz ki 1991 ‘ in Ağustos ayında Moskova’da meydana gelen ve bir ” isyan ” sayılamayacak -hele hele bir ”devlet darbesi ” ya da ” iktidarın ele geçirilişi ” hiç sayılamayacak- sözüm ona devlete ait olan o istisna komitenin tesis edilişi ardından meydana gelen olaylar sonrasında vuku buldu. SBKP’ nin oportünist önderliğinin kendisini ” Sosyalizmin yenilmesi ” ve ” sosyalist inşanın temposunun arttırılması ” parolaları ardına saklayarak kapitalizmin yeniden inşasının gerekli kıldığı ön koşulları olgunlaştırdığı en son aşamaydı bu. 1991′ in ortalarında karşı-devrim bu yöndeki ilerleyişinin sonuna vardı. Karşı- devrimin diğer safhaya geçişi için bir senaryo oynandı. Bunun yurt dışında hazırlandığını sanıyoruz. Bu anti-komünist senaryo Gorbaçov ve Yeltsin’ i oyuncu olarak yetiştirdi. Bu figüranlar rollerinde sahte demokratları canlandırarak Beyaz Ev ‘i ( Yeltsin’ in hükümet binasını ) savunmak için ” barikatlarla ” çeviren sınıf bilincinden yoksun genç insanları harekete geçirdiler. Tüm deneyim birikimlerinin düzenlenmesi olan ” resmi seremoni” lerin gerekselliğinin gözden çıkartılması gibi bir mutlu sonucu sağlamadığını gösterdi. Bu nedenle Sovyet kahramanlığını haykıran ” üç savunmacı ” kurban olarak öldüler ve mezarları masumlar simgesi olarak abideleşti. Bu provakasyon sonucu işçi sınıfı iktidardan düşürüldü ve kapitalizmin daha ileriki gelişimine karşı ciddi bir muhalefet ve mücadele oluşmadı. Bu nedenle devletin güvenlik örgütü olarak zaten prestij kaybetmiş olan ordu prestijini bir kez daha yitirdi.

Hemen ardından Sovyet devletine bağlı unsurların ordudan hapsettiklerini serbest bıraktı ve Yeltsin kararnamelerle SBKP kurumlarını yasakladı. Parti örgütleri başkent ve yerel bölgelerde kolaylıkla çözülmeye başladı.

DİĞER SORULAR DEVAM EDİYOR
Niçin kimse SBKP-MK ‘ si veya Bölge Parti Komiteleri, İl Komiteleri ile dayanışmaya gitmedi ?. Lenin tarafından belirlenmiş ve Stalin tarafından eğitilmiş bir Parti işlerliğine uzun süre önce ara verilmişti. Oportünistler işçi sınıfı partisini ” Bütün Halkın Partisi ” ne indirgemişlerdi. Son Otuz yılda SBKP’ nin şekli değiştirilerek Gorbaçovcu dönüşümleri politik arenaya yerleştiren Sosyal- Demokratların, anti-komünistlerin, milliyetçilerin,anarşistlerin ve zalimlerin doluştuğu bir alana yani çöp deposuna dönüştürüldü.
Parti organlarında öncü görevi yapmış birçok kişi iş adamı olarak küçültüldü.

Bu durum SBKP- MK Sekreterliğinden Yerel Parti Sekreterliğine kadar geçerli hale dönüştü. Süreç içerisinde şef olarak ileriye çıkan oportünistlere karşı halkı mücadeleye çekebilecek tek bir SBKP- MK ‘ si Politbüro üyesi kalmamıştı. Kongrede % 70 ‘i SBKP üyesi olan delegelerin büyük bir çoğunluğu bu durumu onayladılar. Oportünistler halkın veya komünistlerin desteğine başvurmadılar. Ne de halktan SBKP’ nin onurunu ve mal varlığını korumalarını istediler. Pravda’ nın gazeteciler grubu ve diğer parti yayıncıları, Marksist- Leninist eğitim üyeleri veya parti propaganda lektörleri, Gorbaçovcu şekle çabucak entegre oldular. Açık gerçek parti birileri tarafından çözülmedi, parti kendini çözdü. Bu durum yaşandı, çünkü partinin sadece adı komünist olarak kalmıştı.

Avrupa’ daki Sosyalist ülkelerin Partilerinin dejenerasyonundan ve uluslararası kapitalin aktifleşerek her yerde ilerici güçlere saldırmasından Uluslararası Komünist Hareketin krizin derinleştirilmesinden en üst düzeyde sorumludurlar. Sovyetler Birliğinde kapitalizmin geriye dönüşünde ana faktör bugün bütünlüklü olarak uluslararası politikaların bir ürünüdür. Bu nedenle Sovyetler Birliğinde karşı- devrime, karşı mücadelenin uluslararası bir karaktere sahip olduğu kabul edilebilinir. Bütün ilerici toplumsal güçleri bu mücadeleye çağırmak önemlidir. Uluslararası kapital,uluslararası dayanışmadan korkmakta ve bu nedenle bütün olanakları göz önünde bulundurarak Anti- Emperyalist Birlik Cephesi’ nin yönlendirilmesini engellemeye çalışmaktadır. SBKP, 20. Kongresi’ nce kabul edilmiş oportünizme kaymamış partilerin omuzlarını rahatlatacak bu cepheyi yönlendirmek özel bir öneme sahiptir.

DIŞ İŞLERİ POLİTİKASI ÜZERİNE
Şimdi devletin içişleri ve dışa bağımlı politikaları eşliğinde doğrudan dışişleri politikaları hakkında konuşmak istiyorum. Lenin ve Stalin kapitalizmin dayatmacı kuşatması altındaki sosyalist bir ülkede milliyetçiliğin girişim kazanma tehlikesinin muvaffak olmasına izin vermememizi belirtmişlerdi. Onların bu deneyimleri değerlendirilmedi. Bizim oportünistler barış içinde bir arada olmak için politikadan sınıf içeriğini soyutladılar. Bu uluslararası pozisyonda işçi hareketiyle dünya komünist hareketinin mahvoluşu ve üçüncü dünyada ( gelişen ülkelerde ) sosyalizminin nüfusunun zayıflaması sonucunu doğurdu.

Dejenerasyonun ve oportünizmin yolu sosyalizmin uluslararası politikasını yavaş yavaş zayıflatan bir yoldu. Oportünistler bu sürecin başlangıcından sonucuna kadar Sovyet halkını, ülkelerini dünya devrimci sürecine entegre olmuş bir parça olarak görmemeye alıştırdılar. Kısaca söylemek gerekirse bu şu anlama gelmekteydi ki, diğer bütün sosyalist ülkelerin ve devrimci partilerin çıkarları Sovyetler Birliği’nin çıkarlarına tabi kılınacaktı. Sosyalist ülkelerin karşılıklı ilişkilerine egemenlik ve üstünlük bombası yerleştirildi.
(…)
Bu anlamda sosyalist bir ülkenin proleter dışişleri politikası yerine küçük burjuva bir politika geçirerek sosyalist toplum genel olarak zayıflatıldı. Dışişleri politikasındaki bu milliyetçi eğilim sosyalist ülkeler arasında ayrışmayı ve izolasyonu gündeme getirdi. Oportünistlerce cesaretlendirilen bu milliyetçi dışişleri politikası şovenizmin ve hayvansal bir egoizmin sözcülerine kapitalist geriye dönüş hakkında daha aşikarca konuşma fırsatı yarattı. Burada özellikle vurgulanması gereken ” SBKP araçlarının” ( yaz. notu; organlarının ) provakatif olaylar bağlantısında olduğudur. Onlar SBKP organlarından olduğu gibi SBKP-MK ‘ sından ve Devler Komitesinden yararlanmışlardır. Yeltsin’ in dışişleri politikası tamamen Amerika’ nın tekelci kapitalist çıkarlarına yatırımlandırılmıştır. Bu nedenle hükümet taktik yürüterek ” barıştan” yana bir seyir izliyor. Ancak NATO’ nun açılım politikalarının inat ve süratle ilerlemesi koşullarında savunma hattını geliştirmek ve genişletmek zorunda kalacağı açık. Bu durum dünya barışını gerçek ve dönüşü olmayan bir tehlikeye sürükleyecektir.
Eski DDR ( Doğu -Almanya ) atomdan arındırılmış bir ülkeydi. Beyaz Rusya ve Ukrayna da kapsama alınarak atomdan arındırılmış ülkeler zinciri var edilebilinirdi fakat NATO açılımı tam tersi sonuçlar verdi. ( Aynı şekilde diğer güvenlik düzenlemeleri ve barış önerileri alternatiflerinde de görüldüğü üzere )
(…)
Kapitalizmin geriye dönüşü uluslararası kapitalizmin yardımlarını daha fazla alabilmek için tüm olanaklarını kullanarak şimdiye kadar görülmemiş kadar bir cömertlikle ihracat geliştirmekte.
21. yüzyıl insanlığının en temel sorunu barış olacaktır. Bütün doğa olayları ve toplumsal ayaklanmalar, alt-üst oluşların ötesinde dünya barışını en üst ve yaygın biçimiyle tehlikeye sokan ama bunun karşısında da ciddi alternatiflerin, muhalefetlerin tartışılacağı bir yüzyılın ilk basamaklarındayız artık. Bu gerçeklikten hareketle, atom silahlarından tamamen arındırılmış ülkeler hattının oluşturulması önemli bir eylemdir ve bunun başarılması için kaçınılmaz acil çabaya gereksinim vardır. Bu çabanın ilk eyleminde NATO açılımının engellenmesi ve hatta NATO’ nun gereksinim olmaktan çıkmış bir kurumsal yapılanma olarak iptali yolundaki gayretler önem kazanmıştır. Çoğulculuk ve farklı renklerin varlığına saygılı olmak toplumsal yaşamın ömrünü uzatıyor. NATO- açılımı, dünya halklarını en şiddetli şekilde kendilerinin en güçlü olduğu yolunda yanılsama içerisine sürüklüyor.

Dünyamızın çok renkliliğine tahammülü olmayan kapitalist-emperyalizm karakteri gereği kendini militarist üstünlüğüyle dayatarak tek tipleşmeyi bir başka boyutta yaratmaya çalışıyor.
Bu hassas ve sakıncalı gelişme özellikle eski sosyalist ülkelerce anlaşılmış değil ve bu durum daha da vahim sonuçlar getirmenin habercisi oluyor.Bu tek tipleşmenin ve bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak ülkeler ve sınıflar arası dengesizliğin tek bir merkezden kontrolü yoluyla gerçekleştirilmesi planlanan 21. Yüzyıl köleliğine HAYIR demek için NATO reddedilmelidir.

DÜNYADA DEVRİMİN MERKEZİ, ANTİ-EMPERYALİST DEKLARASYON
Avrupa ve Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin geçici geriye dönüşü nedeniyle dünya kapitalinin baskısını nesnellikte dünyanın sosyalist ve devrimci hareketleri, Asya ve Latin Amerika ülkelerine kaymış bulunmaktadır. 20. Yüz yılın başlarında dünya, devrimci hareketi Almanya’ dan Rusya’ ya kaymıştı. Dünya devrim davasına karşı sorumluluk duygusunu Lenin’ in inşaettiği Parti yükseltti. Bugün bu Merkez-Asya ve Latin- Amerika’ ya kaydı. Kapitalist ülkelerde komünist hareketlerle, ulusal kurtuluş hareketleri için Asya ve Latin- Amerika ülkelerinde dünya sosyalizmini var etmek için tüm dünyayı saran gelişme duygusu kararlıdır. Biz bunu ilkesel bir gereksinim olarak kabul ediyoruz.

Uluslararası Komünist harekette yer alan güçler arasındaki farklılıklar şimdi vahimleşmiştir. Gorbaçov’un yapısallığını örnek alan parti önderlikleri ve partiler prestijlerini ve etkinliklerini yitiriyorlar. Euro-Komünizmin burjuva liberal yapısı en yalın biçimiyle açığa çıkmıştır. Komünist hareket anti-emperyalist mücadelesinde yeni pozisyonuna doğru adım atmaya hazırlanmaktadır.
Bu görevler sıralamasını, Marksist- Leninist partilerin ve bütün komünist ve devrimci hareketin birliği ile sonuçlandırabilmeliyiz.
(…)

KAPİTALİST REJİM SOVYETLERİ NİYE ZİYARET ETTİ
Şimdi Sovyetler hakkındaki soruya gelelim; SSCB’ de Kapitalizmin geriye dönüşünün geleceği var mıdır. Yaşanmış gerçekler, karşı- devrimin ülkemizde hiçbir geleceğinin olmadığını göstermiştir. Yeltsin hükümeti başarısının bir grup vatan haininin halk düşmanı politikasına borçludur. Tek bir sosyal problem çözülmemiştir. Ekonomik, politik ve ideolojik kriz derinleşmekte halkın hoşnutsuzluğu ve muhalefetini yükseltmekte. Aldatılanların gerici karşı muhalefete geçtikleri çıplak gözle görülebilecek kadar açıklık kazanmıştır. Yurtta ciddi bir kriz içindeler ve muhalif politik odaklar bunu mayalandırmaktadırlar. Yüz binlerce işçi kızıl yurtseverlik bayrakları altında gösteri ve yürüyüşler düzenliyorlar. İşçi grevleri katlamalı olarak yükselmekte.
Bütün Birliklerin Bolşevik Komünist Partisi, grevlerin politik bir karakter kazanacağı, ekonomik ve politik taleplerin buluşacağı bağlamında sizlere şimdiden garanti veriyor. Politik genel grevi, temel mücadele yöntemi olarak görüyoruz. Önümüzde zorlu bir sınıf mücadelesi durmakta. Buna hazırlanmamız gerektiğini ve bizimle dayanışma gösterenlere teşekkür borçlu olduğumuzu biliyoruz.

Her şeyden önce gerici rejim mafyanın ekonomik mekanizmasını inşa ediyor ve Yeltsin buna dört operasyon olanağı sağlamıştır. Bu çirkef işletmeler monopolleri yaratmaya başlattılar. Bankaların sermayesi yabancı sermaye ile birleşerek ikiye katlanmakta ve bu ülkede hayati olarak bulunan her şeyi satmaktan yorulur hale geldiler. Yeltsin fabrika müdürlerini 150 bin ruble maaşla müteahhit olarak orduya alıyor.

Eğer bütün bu süreçte yabancı sermaye ve artı ” insani ” yardımlar şırıngalanmasaydı vahşi kapitalizmin hiçbir zaman yaşama olanağı olmayacaktı. Gerici rejimi destekleyen küçük burjuvazi, hırsızlar, dolandırıcılar, sahtekarlar,fuhuş yapanlar, gangsterler, kiralık katiller, parası ve mevkii ile değer verilen tüm suçlular rejimden sökülüp atılırlardı. Yerel hükümetlerde veya yargı organlarında suça karşı mücadele etmek isteyenler bu nedenle her seferinde üstleri tarafından hemen engellenmekteler. Politik ajanlar küçük suçları göz ardı etmekteler..

Bunlar küçük burjuvazi tarafından ulusun bekçileri olarak örgütlendirildiler. Tabii ki, diğer silahlandırılmış haydutlarda var.Eğer halk ülke yönetiminde söz sahibi olursa kendi haklarına da sahip olmak üzere her şeyi zorla söküp alacağını onlar gayet iyi bilmektedirler. Bu nedenle büyük burjuvazi ve kriminaller bu beklenen sonuca karşı uyanık durmaktadırlar. Bu kriminaller rejimin giderek faşizanlaşmasında temel neden olarak büyük tehlike oluşturmaktadırlar. Gerici politik güçler disiplinli olmayı bildikleri için bugünkü rejim yaşamını sürdürüyor. İktidarda bulunan komprador- burjuvazi anti- komünizmi ulusalcı yurtsever vatandaşlarla buluşturmakta..
Toplumsal katmanlar arasındaki çelişki kendini Goydar ve Khaş Vulatov, Yüksek Sovyet Başkanı ve Başbakan yardımcısı Rutskov ve Devlet sekreteri Burbulis arasında çelişkiler olarak baş göstermekte ve gelişmektedir.

SSCB ‘ nin daha önceki ıslahatçı sermayesi kapitalizme geriye dönüşle birlikte daha sessiz olarak idame etmekte ve Gorbaçov’ un kişiliğinden Lukyaanov ve Volsky gibi oportünistleri Yeltsin’in ajanları olarak yetkinleştirmekte. Bu gerici politik maskaralığın kesinlikle sonu yok. Yeltsin rejimi son olarak geriye dönüşe karşı olan güçler arasında bölünme yaşanmasının koşullarını yarattı. SSCB ‘ nin yıkılışı 100’den fazla parti yarattı. Bunlardan bazıları anti- komünist görüşlere sahip, bazıları merkezi ( yaz. not; muhafazakar ) görüşlere sahip ve bunlardan bazıları kapitalizme yeniden dönüşe karşı muhalefete başladılar.

Sonuncusu ise SBKP ‘ nin Bolşevik programı uyarınca ve 8 kasım 1991 ‘ de kurulan BÜTÜN BİRLİKLERİN BOLŞEVİK KOMÜNİST PARTİSİ’ dir.

Şimdi bu komünist ve sosyalist partilerin koordinasyon komitesi dönüşe karşı olan güçler arasında eylem birliği oluşturmaya çalışıyor. Bizler SSCB ‘ nin büyük EKİM DEVRİMİ ve Lenin’ in Anavatanı gibi ayağa dikileceği günlerin uzak olmadığına inanıyoruz. Tarihin öğreticiliği kanıtlıyor ki eğer elde edilenlere değer verilmezse ( bizim sık sık yapmadığımız gibi ) onlar yitirilir ve hüsrana uğranır. Sovyet halkı olarak bizler oportünizmi ve karşı- devrimi ülkemizde gördük ve şimdi yüksek bir bedel ödüyoruz.

RUSYA KOMÜNİSTLER BİRLİĞİ ÜZERİNE
90′ ların eşiğinde komünist hareket eğitim sürecine girmiş ve daha fazla örgütlenmiş bir güç olarak kendini ortaya koymaya başladı. Hoş görüsüzlük, sürekli huzursuzluk ayrışmanın yeşil ışığını yaktı. Sovyetlerin birçok Cumhuriyetinde parti sistemleri olması gerekenin çok uzağına kaydılar. Düzinelerce yeni parti ( ki bunlar arasında komünist olanlar ve kendini komünist olarak adlandıranlar da dahil olmak üzere ) dağılmayı ve çözülmeyi yaşadılar. Bugün komünist partilerin birliğine karşı çıkan bir komüniste ancak nadiren rastlanabilmekte, sadece birliğin kimle, nasıl ve ne zaman oluşturulacağı soruları hakkında farklı görüşlere rastlamak olanaklı. Bu alandaki düşünce farklılaşmasının gerekçesini eski SBKP’ nin sosyalist ve komünist çalışmayı bırakarak çözümlenmesinin yanı sıra anti-komünist burjuva partilerinin yıkılışıyla da bağlantısı bulunmaktadır.

KOMÜNİSTLERİN BİRLİK ANLAYIŞI ÜZERİNE
Şimdi komünistlerin birliği hangi bağlamlarda ele alınabilir ?
Ülkemizde karşı- devrim geçici bir zafer kazandı. Son yedi-sekiz yıl içerisinde ekonomik altyapıyı ve politik üst yapıyı yeniden yaratmanın temelleri atıldı. Son iki yılda kendiliğinden ve barbar bir piyasa ekonomisine tekelci devlet kapitalizminin yeniden yapılanmasıyla dönüşerek dev bir finans iktidarı oluştu. Bu iktidar gücü finans spekülatörlerine iç ve dış politikada rüşvet yoluyla kendi temsilcilerini iktidara getirme olanağı yaratabilecek seviyelere ulaştı. Mafya milli istihbarat teşkilatı içerisine yerleştiler. Burjuva demokratik özgürlüklerde anlamlı kısıtlamalar başladı. Devlet ideolojisi adına gericilik ve faşizm yükseldi.

Kapitalizmin şu anki restorasyonu kör bir yolda ilerlemekte. Ekonomik iktidarı elinde tutan hakim sınıf ve onun elit politikacıları büyük bir panik içerisinde krizden kurtulmaya çalışmakta. Asker ve sivil yurttaşların katledildiği ulusal savaş gibi iğrenç bir provakasyonu ister istemez tezgahlamaktan uzak duramayan iktidar Çeçenistan’ da üçüncü aydır kanlı bir savaş sürdürüyor.

Geniş halk yığınları arasında memnuniyetsizlik yaygınlaşıyor. Sovyet halkı kendi kişisel tecrübeleriyle kapitalizmin ” cazibesini ” tanıyor. Hali hazırda kriz yaşamın tüm alanlarını baştan aşağı kaplamış durumda değil. Her şeyden önce fakirlik ve açlık karşısında sık sık yaşamını ve çıkarlarını korumak zorunda kalan halk bu şekilde yaşamaya devam edilemeyeceğini yavaş yavaş anlamaya başlıyor. Kriz en sonunda insanlığın arzu edilen kolektif iktidarın baş göstermesiyle aşılacaktır. Görünüşe göre ülkede sınıf savaşının göze çarpan en bariz zayıflığı karşı-devrimin içeriğinde ve karakterinde liberal burjuva niteliğin bulunmasından kaynaklanmaktadır. Prestoykacı partokratlarca ( yaz. not ; parti ağaları, partibürokratları, aristokratları ) provakatifçe ” devrimin ” yenilmesi olarak sunulan karşı-devrim ” sakince ” , ”barışçı ”, yumuşak ”, ağır adımlarla ilerletiliyor.

SSCB’ de burjuva restorasyonu zafere ulaştıran öncü gücü özgün koşulların ürettiği gizli burjuvazi, EKİM DEVRİMİ tarafından yenilgiye uğratılmış anti-sovyetik sınıflar, sonradan hortlayan kulaklar, Hitler’ in saflarında savaşmış suçlular, saklanmayı başarmış Troçkistler, Zinoyevler bu hainleri oluşturdu.

Diğer aktif öncü güç ise, sosyalizmin legal koşullarından kazancı olmayan ve yeterli derecede zenginleşemediklerinden yakınan eski SBKP ‘ nin patrokratları olduğu açıklığa kavuşmuştur.
SBKP’ in örgütlülük mekanizmasında yer alan eski sekreterler, başkanlık idaresi ve mafya rejimi hükümetinin ” yerine yenileri konulamayacak düzeydeki ekspertleri ” olarak ” reformları kurtarmak ” üzere bankaların, holdinglerin, tekellerin, firmaların yüksek makamlarındaki yumuşak koltukları işgal ettiler. Parti ıslahatçılarınca, kapital yeni kapitalist sistem için çabucak bir araç oluverdi.

Tüm bunlar SSCB’ de patlak veren karşı- devrimin, yurt dışında ve medyada, kolayca görülür, işitilir ve anlaşılır biçimde izahına olanak sağlamadı. SSCB topraklarında şiddetle geriye çekilişinin ve güçsüz durumun gelişmesini tayin edici rollerinden biri de hali hazırda işçi sınıfının şimdilik, sosyalizmin ülke kazanımlarındaki kaybının ardından bugünkü proleter statüsünü kavramamış ve kabullenmemiş olmasında ve bir burjuva toplumda sınıf değiştirmeye açık duruyor olmasında yatmaktadır.Medya tarafından beslenen, işçiler içerisindeki değişik tabaka ve gruplar, burjuva ve küçük- burjuva bilincine ulaştıran değişik politik ve ideolojik bakış açılarını desteklemektedir.

(…)Yeni burjuvazi, iktidarı işgal ettikten sonra, kendini yenilemek üzere emekçi halkı soyarak, bir yandan zenginliğine zenginlik katarken, dışarıya karşı olduğu gibi ülke içinde de kendini ”medeni” ”barışsever”, ” insancıl ”, gösterirken, ufukta ateşi kıvılcımlayarak savaş yeniden dönüşen tehdidi ile endişe yaratmakta.
Rahatlıkla denebilir ki, bugün ülkemizdeki sınıflar arası istikrarsızlık, mevcut iktidarın ürünüdür. Ülkemizde komünist hareket bu temel nedenlere dayalı olan bir birlik sorunuyla karşı karşıya bulunmaktadır.