‘Suriyeli sığınmacılar’ ve AKP

Suriyeli mülteciler dosyası: Misafirlik uzadı mı?

Suriyeli mülteciler neden Avrupa’ya gidiyor? Türkiye’de neden kalmak istemiyorlar? Mültecilerin Avrupa ülkelerine yönelmesi Türkiye üzerindeki yükü hafifletir mi, yoksa Türkiye’yi daha büyük bir açmaza mı sürükler? Türkiye’de yaşayan Suriyeli mülteciler ne gibi sorunlarla mücadele ediyorlar? Türkiye, mültecilere rahat yaşamaları için ne gibi imkanlar sunuyor? Suriyeli mülteciler savaş biterse ülkelerine dönmek istiyor mu? Türkiye’de kendilerine bir gelecek görüyorlar mı?

Suriyeli mültecilerle ilgili dört bölümlük yazı dizimizde, bu sorulara yanıt arayacağız. İlk sorumuz, Suriyeli mülteciler Türkiye’de ne kadar kalıcı olacak?

“Biliyor musun,” diyor ismini gizli tutmak isteyen Suriyeli genç kadın, “Ben bavullarımı üç ay öncesine kadar hiç ortadan kaldırmadım. Hep, her an Suriye’ye dönebilirim, hazır olmam lazım diye düşündüm. Ama artık umudumu kaybettim.”

Dört yıl önce Humus’taki evlerinden ayrılmışlar. 15 günlüğüne gidiyoruz diye yola çıkmışlar. Günler ayları, aylar yılları izlemiş. Ailesiyle birlikte şimdi İstanbul’da yaşıyor.

Ama kız kardeşlerinden biri artık onlarla değil. İki çocuğuyla birlikte iki ay önce ansızın ortadan kaybolmuş.

İki gün haber alamamışlar, sonra Yunanistan’dan bir telefon gelmiş. “Ben iyiyim, çocuklar da iyi. Denizde boğulmadık, ölmedik.” demiş kız kardeşi. Şimdi Almanya’daymış.

“İyiyiz diyor, ama nasıl inanalım?” diye soruyor genç kadın sesi titreyerek. “İnternette görüyoruz Avrupa’ya giderken Suriyelilerin ne zorluklar yaşadıklarını. Hem bundan sonra ne olacak? Bazı Avrupalılar şu anda kucak açıyor belki mültecilere. Ama bu ne kadar sürecek? Biliyorum, onlar da sıkılacaklar bizden. Türkiye de başta bize kucak açmıştı. Ama dört yıl oldu, bıktılar artık.”

Asıl sorun kentli mülteciler

Suriye krizinin başlamasından bu yana ülkeyi terk edenlerin sayısı 4 milyonu aştı.

Türkiye’de resmi rakamlara göre yaklaşık 2 milyon Suriyeli mülteci yaşıyor. Kayıt dışı rakamlar da dahil edildiğinde bu sayının en az 2,2 milyon olduğu tahmin ediliyor. Türkiye, bugün dünyada en büyük mülteci nüfusu barındıran ülke.

Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nden Doç. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’de toplumun Suriyelilere başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak şekilde olumlu yaklaştığını, toplumsal kabul düzeyinin çok yüksek olduğunu söylüyor.

Erdoğan “İki milyon insan geliyor ve neredeyse hiçbir şey olmamış gibi hayat devam ediyor. İstanbul’da insanlar sadece Suriyeli dilencilerden şikayet ediyor. Oysa 400 bin Suriyeli yaşıyor İstanbul’da. Bunlar nerede, hangi koşullarda yaşıyorlar, insanlar farkında bile değil.” diyor.

Türkiye’de çeşitli illerde Suriyeli mülteciler için 20′yi aşkın kamp inşa edilmiş durumda. Bu kamplarda mültecilerin eğitim, sağlık gibi temel hizmetleri karşılanıyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Başkanı Helen Clark, Gaziantep’teki mülteci kampları için “dünyanın en iyi mülteci kampları” nitelendirmesinde bulunmuştu.

Ancak mülteci kamplarında toplam Suriyeli mülteci nüfusunun yalnızca yüzde 12 kadarlık bir kesimi yaşıyor. Asıl sorunu kamp dışına taşan “kentli mülteciler” oluşturuyor.

Statüsüz bir hal

Suriyeli mültecilerin hukuki statüsü, en çetrefilli başlıklardan. Türkiye, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne “coğrafi sınırlama” ile taraf olmuştu. Yani, Türkiye bu sınırlama nedeniyle sadece Avrupa’dan gelenlere mülteci statüsü verebiliyor.

Türkiye, Suriye krizinin başından beri “açık kapı politikası” izliyor. Türkiye’ye gelmek isteyen Suriyeliler geri çevrilmiyor.

Ancak Türkiye’de yasalar gereği mülteci statüsünde görülmüyorlar. Avrupa dışından geldikleri için “geçici koruma” başlığı altında “sığınmacı” statüsüne sahip olabiliyorlar.

Sığınmacı statüsü de, mültecilerin sahip olacakları doğal hakları içermiyor.

Doç. Dr. Murat Erdoğan, bu durumun Türkiye’de kalan Suriyelilerin statüsüz bir hale dönüşmelerine yol açtığını söylüyor.

Erdoğan “Yasalar önünde ‘geçici koruma altındakiler’ diye niteleniyorlar. Ama bu bir misafirlik kavramı. Kendi içinde bir güvenlik, bir altyapı sağlamıyor. Herhangi bir şekilde hak da sağlamıyor aslında. Temel ihtiyaçlarını gideriyoruz, onun dışında Suriyelilere ‘tahammül ediyoruz’.” diyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Şu anda Türkiye’de bulunan bir Suriyelinin -ister İngiltere’de doktora yapmış olsun, isterse mühendis olsun- çalışabilme, kendisine gelecek kurabilme imkanı yok. Bu yüzden de farklı ülkelerde gelecek arayışına giriyorlar.”

Suriyeliler, statüleri gereği, halen Türkiye’de yasal çalışma hakkına sahip değil. Birçoğu hayatını devam ettirmek için yasa dışı çalışmak durumunda. Eğitim konusunda da çeşitli sıkıntılar yaşıyorlar.

Bu başlıkları yazı dizimizin ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alacağız.

Güvenli bölge kaygısı

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (Human Rights Watch – HRW) Mülteciler Programı Direktörü Bill Frelick, Türkiye’de yaşayan Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya gitme kararında, siyasi faktörlerin de büyük rol oynadığını söylüyor.

Frelick örneğin Suriyeli Kürtlerin kendilerini artık Türkiye’de güvende hissetmediklerini, Avrupa’nın daha güvenli olacağı düşüncesiyle yollara döküldüklerini belirtiyor.

Suriyelilerin mevcut “geçici koruma” rejiminden daha ne kadar faydalanabilecekleri konusunda da kaygı taşıdıklarını ifade eden Frelick, Suriye’nin kuzeyinde “güvenli bölge” oluşturulması ve mültecilerin buraya taşınması planlarının da Suriyelileri endişelendirdiğini belirtiyor.

Suriye’nin kuzeyinde Azez-Cerablus hattında bir güvenli bölge oluşturulması, uzun süredir Türkiye’nin gündeminde.

Başbakan Ahmet Davutoğlu geçen ay AB liderlerine gönderdiği bir mektupta, güvenli bölgenin mülteciler için “gönüllü geri dönüş bölgesi” olarak kullanılabileceğini ifade etmişti.

Geçen haftaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius da bu konuda çalışmalar yaptıklarını açıklamıştı.

Buna karşın, BM Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Guterres, buraya gönderilecek mültecilerin çatışan taraflardan korunmasının çok güç olacağına dikkat çekmiş ve güvenli bölge tesisi önerilerine karşı çıkmıştı.

HRW’dan Bill Frelick de, aynı görüşü paylaşıyor. Frelick, “Burada asıl sorun, insanlar aslında gerçekten de güvenli olmadıkları bir yerde kapana mı kısılmış olacaklar?” diye soruyor ve Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde 1995′te 8 bin kişinin öldürülmesiyle sonuçlanan katliamı hatırlatıyor:

“Srebrenitsa, BM Güvenlik Konseyi tarafından güvenli bölge ilan edilmişti. Ama sonuçta buraya gönderilen insanlar katledildiler. Güvenli bölge önerisi kuşkusuz Suriyeli mülteciler için büyük kaygı yaratan bir unsur. Türkiye’deki geleceklerinin belirsiz olmasını düşünmelerinin bir nedeni de bu.”

‘Ahlaksız teklif’

O halde Türkiye mülteci sorunuyla baş etmek için ne yapabilir?

Hükümet, dört yıl zarfında mülteciler için yaklaşık 8 milyar dolar harcadığını söylüyor. Şimdiye dek uluslararası toplumdan gelen yardım ise 400 milyon dolar civarında.

Avrupa Komisyonu geçen hafta Türkiye ve diğer komşu ülkelere 1 milyar euro yardım teklif etti.

Ancak bu da Türkiye üzerindeki yükü biraz hafifletecek olsa da yeterli görünmüyor; yalnızca AFAD’ın günlük harcamasının 2,5 milyon dolar olduğu belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’le Brüksel’de temaslarda bulunuyor. Masada, Türkiye’nin yaptığı harcamalara dikkat çekmesi ve daha fazla yardım talep etmesi bekleniyor.

Pazarlık kozu da şu an için var. Zira bugünlerde, Avrupalı liderler Suriyeli mültecilerin Türkiye’de kalması taleplerini giderek daha yüksek sesle dile getiriyorlar.

Son olarak Macaristan Başbakanı Viktor Orban, “ Şu an Avrupalı liderlerin tek ümidi Erdoğan. Her Pazar ayininde Erdoğan için dua etmeliyiz” diye konuşmuştu.

Ancak Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Murat Erdoğan, mültecilerin Türkiye’de kalması yönündeki önerileri “ahlaksız teklif” olarak nitelendiriyor.

Murat Erdoğan “Türkiye’ye diyorlar ki, ‘Biz size para verelim, siz de mültecileri orada tutun, bize gelmesinler’. Ama bu yük paylaşımı sadece mali bir paylaşım değil ki. Bu işin siyasi ve sosyal riskleri de var. AB artık Türkiye’yle ortak bir göç ve mülteci politikası geliştirmek zorunda.” diyor.

Transit ülke riski

HRW direktörü Bill Frelick de mevcut durumun sürdürülemez olduğunu söylüyor.

Frelick, “Türkiye anahtar ülke konumunda. AB kapılarını mültecilere kaparsa, Türkiye’ye geri gönderirse ya da Türkiye’den çıkışlarına engel olmaya çalışırsa Türkiye’deki mülteci sayısı daha da artacaktır.” şeklinde konuşuyor.

Göç uzmanı akademisyen Murat Erdoğan burada bir riske daha dikkat çekiyor: Türkiye’nin mülteciler için transit ülke haline gelmesi.

Erdoğan “Göç politikalarında ülkelerin en dehşetle karşıladıkları şeylerden biri transit ülke haline dönüşmektir. Çünkü transit ülke köprü vazifesi görür gibi görünür ama öyle olmaz. Gelenlerin yüzde 10′u geçer, yüzde 90′ı kalır o ülkede.” diyor ve şöyle devam ediyor:

“İnsanlar heyecanlanıyor. Suriyelilerin bir kısmı Edirne’ye gidiyor, İstanbul’a, İzmir’e gidiyor, botlara biniyor, bir yerlere kaçmaya çalışıyor. Ama bu kaçışlar, Türkiye’deki mülteci sayısını aşağıya çekmeyecek. Hatta tam tersine, her kaçış Türkiye dışındakilerde de buraya gelip Avrupa’ya gitme umudu yaratıyor. Benim kendi tahminime göre, Suriye’de en az 3 milyon insan daha, ülkeden kaçmanın yollarını arıyor. Türkiye’deki mülteci sayısı daha da artacak.”

‘Entegrasyon için geç kalınıyor’

Washington merkezli düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü, geçen hafta “Evlerine dönecek gibi görünmüyorlar: Suriyeli mülteciler ve Türkiye ile uluslararası toplumun önündeki zorluklar” başlıklı bir rapor yayımladı.

Raporda Suriyeli mültecileri ağırlamanın maliyetinin arttığına, Suriyelilerin Türkiye’de uzun vadede kalıcı olacakları algısının büyüdüğüne ve hükümetin acilen mültecilerin topluma entegre edilmeleri için kapsamlı politikalar geliştirmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Raporu hazırlayanlardan Prof. Dr. Kemal Kirişçi, kampların dışında yaşayan Suriyeli mültecilerin entegrasyonu için hızla adımlar atılması gerektiğini söylüyor.

Kirişçi “Bu süreç aslında gayrı resmi bir şekilde başladı. Eğitim ayağında Milli Eğitim Bakanlığı’nın girişimleri var. Ama eğitim alamayan Suriyeli çocukların sayısının yüz binleri bulduğu söyleniyor. İstihdam konusunda sıkıntılar var. Kaçak çalışıyorlar. Artık Suriye savaşının beşinci yılındayız. Entegrasyon için geç kalınıyor” diyor.

Bu haber için görüşlerini almak üzere İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne ulaşmaya çalıştık ancak talebimize yanıt alamadık.

Murat Erdoğan da, Türkiye’deki temel sorunun hükümetin Suriyelilerin büyük oranda ülkede kalıcı olacaklarını kabullenmemesi ve stratejik bir plan geliştirememesi olduğunu söylüyor.

Erdoğan, “Bir ‘aman sorun çıkmasın’ politikası yürütülüyor şu anda. ‘Yardım verelim, ekmek, battaniye, su verelim, kamp yapalım’ diyorlar. Ama bu insanların gelecekte Türk toplumuyla birlikte nasıl yaşayacağına dair bir algı yok.” diye konuşuyor.

Murat Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Ülke içindeki Suriyeliler konusunu görmek istemiyor devletimiz. Hala, Esad giderse biz bunları göndeririz umudu var. Ama bu bir hayal. Suriye’de bugün acil bir çözüm sağlandı desek bile, bu insanların yarısından fazlası ülkelerine dönmeyecek. İstemeyecekler dönmeyi. Onun için Türkiye’nin acilen uyum politikalarını önceleyen bir politika değişikliği yapması, bir strateji belirlemesi lazım.”

‘Nereye gidelim?’

Suriyeli genç kadına soruyorum: Ülkende savaş bitse geri dönmek ister misin? Tereddütsüz “Evet, inşallah, geri döneceğiz” diyor. Peşinden ekleyerek: “Ama şimdi nereye gidelim?”

Sonra içini dökmeye devam ediyor:

“Türkiye’de herkes bizi çok seviyordu. Son bir yılda ne oldu, bilmiyorum. Kötü davranıyorlar bize şimdi. Örneğin, kiralık ev ilanları görüyorum. Ama ilanda ‘Suriyeliler için değil’ yazıyor. Pazarda Suriyeli olduğumu anlayınca yüz çeviriyorlar. Komşumuz annemi her gördüğünde, ‘Ne zaman Suriye’ye dönüyorsunuz? Gitsenize. Niye hala buradasınız?’ diye soruyor. Biz zaten ne zorluklar içinde yaşıyoruz, bir de…….”

Cümlenin gerisini getiremiyor. Gözyaşlarını siliyor. Ayağa kalkıyor. “Afedersiniz,” diyerek uzaklaşıyor…

Selin Girit