KIZILDERE

untitledBiri hariç hepsi yaşıyor
“Saat 10.00 sıralarında marş söylemeye başladık.
Bu marş şöyleydi:
Gün doğdu, hep uyandık
Siperlere dayandık…
Bağımsızlık uğruna
Al kanlara boyandık
İşçi, köylü, gençlik, asker
Devrim için ölürüz.Sinan, Hüseyin, İbrahim Devrim için öldüler
“Ayrıca Karayılan türküsünü de hep birlikte söyledik…”Yüzlerce asker ve siviller tarafından kuşatılan Kızıldere köyüne helikopterler inip kalkmakta.
Ankara’ya gidip gelen helikopterler, saldırının yaklaştığının habercisidir.

“Çayan ve arkadaşları marşlar söylemeye ve zaman zaman askerlere laf atmaya başladılar.
Bizi sivil pantolonlarımızdan tanımışlar.
‘Sam Amcanın adamları’, ‘Faşist MİT’çiler’ gibi sözlerle bizleri kızdırmaya çalışıyorlardı.
Aramızda 150 – 200 metre kadar mesafe vardı. Biz de onlara cevap veriyorduk. Erlere ise dokunaklı laflarla tesir etmeye çalışıyor, faşist subayların emriyle hareket etmemelerini telkin ediyorlardı.
Bekleme devresi başlamıştı.” Evi kuşatanların İngilizleri görmek istemeleri üzerine İngilizler pencereden gösterilip, konuşturuldu.
Saat 13.00 olduğunda evdekiler radyodan kuşatıldıkları haberini dinlediler. Saat 14.00 sıralarında megafonla evdekilere yeni bir çağrı yapıldı: “İçinizden biri dışarı çıksın, yani çatı katından baksın, konuşacağız.” (…)
11081080_1074448639251464_1887258954899610068_n

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kürkçü, 1979’da Niğde Cezaevi’nde Uğur Mumcu’ya, Mahir Çayan’ın öldürüldüğü an’ı şöyle anlatır:
“İlk ben çıktığım için sabah, daha sonra da Mahir ‘Sen çık şunlarla konuş’ dedi. Ben çıktım, arkadan da Mahir, Cihan, Saffet çıktılar yukarıya… Evin çatısı var, topraktan, kiremit çatı, oradan merdivenle çıkılıyor, tek katlı bir ev. (…)

Kızıldere’de sabahın ilk ışıklarıyla başlayan ‘operasyon’, akşam karanlığı basarken sona erer.Mahir Çayan, Sinan Kâzım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin, Ömer Ayna ile Charles Turner, Gordon Banner ve John Law ölmüştür.
Mahir’in vurulmasının ardından İngilizler, aşağıdakiler tarafından öldürülür.Açılan ateş sonucu Ömer Ayna sol gözünü kaybeder.
Ağır yaralıdır,Cihan Alptekin ise karnından yaralanmıştır.
Evin içindekiler sahanlıkta toplanırlar ve ‘U’ şeklinde savunma pozisyonuna geçerler.
Roketatarların yanı sıra havan atışı da başlar.

 Mahir’in vurulmasının ardından İngilizler, aşağıdakiler tarafından öldürülür.

Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyü, 30 Mart 1972…
O kerpiç evin çatısında
Ölümüne çarpışan Mahir
Eğilmez başımız
Çözülmeyen yumruğumuzdur…
Ve bundan böyle
Nerede haksızlık edilmişse
Zorbalık yürümüşse halkın üstüne
Orada kavganın Mahiri’yiz
Her yer Kızıldere’dir bize!..11081172_1074084895954505_4767143214841842126_nSaat 05.30 sıralarında Kızıldere muhtarının evine doğru iki asker yaklaşmakta.
Mahir Çayan ve dokuz arkadaşının ölümüyle sonuçlanacak, tarihe ‘Kızıldere Katliamı’ olarak geçecek olan gün başlıyordu.Muhtarın evinde, muhtarın ailesinin yanı sıra;

*-Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) kurucularından Mahir Çayan, DEV-GENÇ Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Dev-Genç Merkez Yürütme Kurulu üyesi Hüdai Arıkan, Fatsalı şoför Nihat Yılmaz, Fatsalı öğretmen Ertan Saruhan ve Ünyeli çiftçi Ahmet Atasoy,

*-DEV-GENÇ Genel Sekreteri Sinan Kâzım Özüdoğru, Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrenci Derneği Yönetim Kurulu üyesi Sabahattin Kurt,

*-‘Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgütü’nün kurucusu olarak aranan üsteğmen Saffet Alp,

*-Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucularından Cihan Alptekin ve Ömer Ayna

ve kaçırılan üç İngiliz teknisyen bulunmaktadır.. 11053090_1074473939248934_203094759027719046_n

Evi kuşatanlar arasında “İçişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Tokat Valisi, Jandarma Genel Komutan Yardımcısı, MİT Ankara Bölge Daire Başkanı” da operasyonu yerinden yönetmektedir.”
“Muhtar Emrullah Arslan, evden uzaklaşırken karısını, gelinini ve kızını yanına alıp gitmiş.

Bu sırada dışarıdan ‘Alçaklar, çocukların arkasına saklanıyorlar’ diye bir ses duyunca evde kimse olup olmadığını araştırmak aklımıza geldi.

Mutfak kısmında ikisi torunu ve biri de erkek çocuğu olan üç küçük çocuk gördük.
Kapıyı açıp, üç çocuğu bıraktık.
Çatıdan dışarı baktığımızda tamamen sarıldığımızı gördük.
Bir süre sonra da, bizden kayıtsız şartsız teslim olmamızı megafonla ihtar ettiler.
Buna cevaben ‘İngilizlerin elimizde olduğunu, teslim olmayacağımızı, şartlarımız kabul edilmedikçe çarpışacağımızı ve İngilizlerin de bu arada öleceğini’ bağırarak söyledik.

Nasıl silahını yitiren bir ordu,ordu özelliğini kaybederse;
yurtseverlik coşkusunu yitiren bir devrimci de devrimciliğini kaybeder.
”-Silahlı propaganda askeri değil,politik mücadeledir.
-Ferdi değil,kitlevi mücadele biçimidir. Yani silahlı propaganda,pasifistlerin iddia ettiği gibi,kesin olarak terörizm değildir. Bireysel terörizmden amaç ve biçim olarak farklıdır….
-Silahlı propaganda,belli bir devrimci stratejiden hareketle,emekçi kitlelere elle tutulur,gözle görülür maddi ve somut eylemlerden hareketle,soyuta gider. Maddi olaylar etrafında siyasi gerçekleri açıklayarak,kitleleri bilinçlendirir,onlara politik hedef gösterir.”MAHİR ÇAYAN