IŞİD’le birlikte Türkiye’nin Ortadoğu politikası çöktü

Irak’ta yaşanan son olaylar Türkiye’yi yeniden harekete geçirdi. IŞİD örgütünün Musul’u ele geçirmesiyle ve Türk Başkonsolosluğu’na yapılan saldırıyla 49 kişiyi rehinin almasının ardından başlayan süreç Türkiye’yi de içine aldı. Bağdat’a doğru ilerleyişini sürdüren IŞİD nasıl ortaya çıktı?

Türkiye’nin Ortadoğu politikası çöktü mü? Suriye iç savaşına karışan Türkiye’nin IŞİD’le bağlantısı ne? EL Kaide ve El Nusra terör örgütlerinden IŞİD nasıl bir fark sergiliyor? Tüm bu gelişmelerle Rojava Kürtlerinin durumu ne olacak?

Evet, IŞİD’in Musul’u ele geçirmesiyle başlayan süreç pek çok şeyi de açığa çıkardı. Ortadoğu’daki, bölgesel sınırlar netleşti… Peki, bundan sonra ne olacak?

Tüm bu süreçleri Ortadoğu uzmanı Mete Çubukçu’yla bir araya gelerek konuştuk. Çubukçu,“IŞID’ı Suriye’den tanıyan Türkiye, maalesef Ortadoğ’yu iyi tanımıyor” diyor…

-Irak’ta yaşanılanlara bakarsak…  IŞİD’i göz önüne alarak,  Ortadoğu’da yeni bir dönem mi başlıyor?

Yeni bir dönemin eşiğindeyiz. Uzun yıllardır böyle bir duruma şahit olmamıştık. Tıpkı Vahşi Moğol savaşçılarının Bağdat kapılarına dayanması gibi bir şey. IŞID bu işin öncüsü. Ama üzerine oturduğu bir zemin olmazsa birkaç bin cihatçının yapabileceği bir şey değil. IŞID bir yandan korku ve terör bir yanda dönemsel çıkarların çakıştığı, tıpkı Iraktaki bazı Sünni yapılanmalar gibi (hepsi değil), gruplarla birlikte hareket ediyor. Yani Sünni tepkiselliği de önemli burada ama baştan söyleyeyim bu tür sosyolojik analizler doğru olsa bile IŞID’ın yaptıklarına kılıf olamaz. Çünkü IŞID vahşetini farklı gerekçelerle örtmeye çalışanlar var ki bu bir tuzaktır. Diğer yandan Musul’un,  Işid, Sünni aşiretler ve Sünni yapının da desteğiyle şimdilik o bölgeyi kontrol altına alması,  hatta genişlemeye başlaması,  Suriye’den haritadan bakıldığında geniş bir alanı gösteriyor, orada hâkimiyet kurması artık eskiye dönüşün gittikçe zorlaşması demek.

Irak’ta fili olan güçlü bir yapı var. Biliyorsunuz anayasal açıdan iki bölge söz konusu, resmi olarak ikili bir yapı var. Arap Federasyonu ve Kürt Bölgesel Yönetimi; onun üçe bölüneceğini,  Sünni bölgedeki durumun eskiye döneceğini düşünmüyorum. Irak’ın bölünmüşlüğü resmiyete de geçti gibi görünüyor.
-Burada, Şii düşmanlığı üzerinden sadece IŞİD değil, Sünnilerin de tepkisi olacak…

IŞİD her ne kadar bu işe öncü ve sürükleyici kuvvet olsa da aralarında Irak orta bölgesinde Maliki ve uzun süredir dışlanmış, baskı altında kalmış daha doğrusu sisteme entegre edilmemiş Sünniler aşiretler aracılığı ile tepki gösterdiler. Bu bölgenin artık Merkezi Bağdat Yönetimi tarafından yönetilmesi giderek güçleşiyor.

Dolayısıyla burada herkes kendi bölgesine çekildiği, sınırların mezhebi ayrım tarafından çizildiği bir yapı ile karşılaşacak gibiyiz ki bu çok tehlikeli. Ama realite böyle. IŞID bildiğiniz gibi Şii düşmanıdır, Sünnilerin hepsi tabii ki böyle değildir. Ama şimdi olan biten Şiilere tepkiyi yarattı yeniden. O bölgedeki bazı katliamları artık kimin yaptığı belli değil. Eğer aşiretler varsa bu işlerin içinde ileriye yönelik inanılmaz bir kin birikecekti.

-O halde burada çizgiler netleşiyor mu?

Daha netleşiyor evet…  1914’den söz ediyorlardı, yüzyıl geçti. “Ortadoğu’da sınırlar yeniden çizilecek” deniliyordu. Ortadoğu’da sınırların yeniden çizilmesi belki mümkün ama çok kolay değil, ancak bunun yolu açıldı. Bu çizilecek sınırlar,  yüzyıl önce İngilizlerin, Fransızların çizdiği gibi değil, bizzat belki ülkeler içinde örneğin mezhebi ve etnik sınırlar biçimde belirlenecek gayri resmi sınırlar biçiminde.  Suriye’ye neler olacağını bilmiyoruz. Belki o bölge Işid ya da benzeri yapıların elinde kalacak. Ama IŞID tarzı El Kaide’nin türevi yapılanmalar uzun vadede Irak ve Suriye’de var olabilmeleri için oradaki yapılarla uyum sağlamak durumundalar. Burada sadece siyasi değil ekonomik çıkarlar da öne çıkacaktır. Oralardaki gelirin paylamışımı, yönetimin paylaşımı konusunda IŞID Irak ve Suriye’deki yapılarla anlaşacak mı yoksa kendi ilkel yöntemlerini mi uygulayacak, çetecilik mi yapacak? Bu sorunun yanıtı IŞID benzeri yapıların oralarda hakim olup olmayacağını da belirleyecek. Çünkü, ciddi bir rant paylaşımı da söz konusu olacak. Ama şu var, özellikle Irak’ta Musul olayından öncesine dönüş zor görünüyor. Irak’taki bölge zaten Sünni tabanın olduğu bir yer… Ülkeler sınırları değil, belki bölgeler sınırları netleşecek, bu son gelişme de bunun belirtisi gibi…

“Savaş Araştırmaları Enstitüsü(ISW) tarafından hazırlanan ve 19 Haziran itibari ile Irak’taki son durumu gösteren harita”

 SURİYE’YEYİ TANIYAN TÜRKİYE ORTADOĞU’YU TANIMIYOR

Türkiye’de pek çok politikacı hükümet yanlısı kesim Sünni ayaklanma olarak görüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bu özellikle konsolosluk ve kamyon şoförlerinin kaçırılması olayı Türkiye’yi zor durumda bıraktı.  İlk kez olan bir durum. İnsanların kaçırılması değil. Bir konsolosluğun basılıp, tüm diplomatik misyonun rehin alınması. Rehin değiller gibi tuhaf açıklamalar ama o insanlar rehin durumda. Eğer bir pazarlık olmasa bu kadar süre ellerinde tutmazlardı. IŞID bu durumu koz olarak kullanıyor. Rehin alınanlar bir anlamda canlı kalkan gibi sanki. Çünkü, böyle bir durumda herhangi bir harekette bulunamazsınız, bu kişilerin hayatlarını tehlikeye atmamak için. Muhtemelen Türkiye IŞID’ın konsolosluğa dokunmayacağını düşündü. Ama yanıldılar maalesef. Çünkü, IŞID’i Suriye’den tanıyan Türkiye, maalesef Ortadoğu’yu iyi tanımıyor. Zaten bu kadar kısa sürede bu kadar iddialı olmak da hataydı. Şunu da söylemem lazım, Ortadoğu bir batak değildir, bu oryantalist bir yaklaşımdır ama zemini kaygandır. Hesaba katıldığında birçok olay meydana gelir. Bu nedenle Burada Ortadoğu politikasının yeniden gözden geçirilmesi gereken bir durum olarak ortaya çıktı. Türkiye şunu iddia ediyordu:  Irak’ta her kesime belli mesafede, her kesime eşit ilişkide olduğu.  Özellikle Sünni bölgedeki üst düzey siyasilere çok sık gidip geliniyordu, din adamları, siyasetçilerle yoğun ilişki vardı.  Ama son gelinen noktada aslında Türkiye’nin o bölgeye yönelik, Sünni bölgesindeki bağlantıların, bugüne kadar uyguladığı siyasetin, çok da sağlam olmadığını gösterdi. Çünkü Türkiye’nin iddia ettiği hiçbir bağlantı çalışmadı. Rehinlerin bu kadar uzun tutulacağını ben düşünmüyordum. Bu iş basit bir iş değil. Bu Türkiye’ye bölgesel bir mesaj gibi, hatta içinde Suudiler’in de olduğu bir mesaj

-Ne gibi?

Bir insan kaçırıldığında illa ki fidye istenmez,  bir pazarlık yapılıyor. Ama Türkiye’nin IŞID karşısında eli kolu bağlı gibi. İçinden Suriye sürprizi bile çıkabilir.

Üçüncüsü de,  Işid giderek alanı genişletiyor. Bu tür rehineler başka ülkelerde mesela Lübnan gibi ülkelerde, rehine sonuçta rehin alan içinde bir korumadır, Kolay kolay operasyon yapamazsınız, saldıramazsınız. Bu saydıklarımdan biri olabilir. Bir süre sonra yavaş yavaş ortaya çıkacaktır…

TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI ÇÖKTÜ

-O halde bir yanıyla Türkiye’nin Ortadoğu politikasının zayıf bir halka olduğunu da gördük diyebilir miyiz?

Bu olay Türkiye’nin Ortadoğu’yla olan ilişkisinin ve yaklaşımının iyi olmadığını gösteriyor. Çünkü Türkiye bu olay olduğunda önde gelen aileler, aşiretler ve liderlerle temasa geçti ama ona rağmen bu iş çözülmedi. Sonuçta Ortadoğu’da politika uyguladığınızda tek ilişki üzerinden gittiğiniz de diğer ayaklar çöker. Burada böyle oldu. Siz tek tarafa oynarsanız başınıza her türlü şey gelebilir. Ya da Ortadoğu’nun belirli bir kısmında Türkiye’nin mezhep politikası izlediği algısı artıyorsa bunu toparlamanız zor olur. Ortadoğu’da herkesle ilişki kurmak iddiası yok olmuştur. Türkiye’nin geçmişine bakıldığında bölge ile ilgili birçok tecrübesi vardır. Belki itiraz edenler de olabilir ama Türkiye bölgede ancak laik, demokratik, sosyal bir devlet, AB’ye dönük yüzüyle örnek bir model olabilir. Diğer örneklerden zaten bölgede çok var. Bu yapısıyla da bölgedeki mezhep mücadelesinden uzak hatta bu mücadelenin dışında ve üstünde durabilir ki bu da Türkiye’nin bir avantajıdır. Tabii ki böyle bir niyet varsa.

Onun için Türkiye’nin özellikle Irak,  Suriye politikasını yeniden gözden geçirip tamamen olmasa bile yeni bir politikaya başlaması gerekiyor. Zaten buna da zorunlu gibi.  Suriye politikasının çöktüğü zaten ortada.

-Peki, bu politikayı yürütenler gerçekten bilmedikleri için mi tek taraflı bir siyasete odaklandı?

Bu politikayı yürütenlerin açıkçası Ortadoğu’yu çok iyi bildiklerini, tarihsel süreçlerdeki okumalardan sonuçlar çıkardıklarını düşünmüyorum. Ortadoğu’da sadece İslam üzerinden, bir mezhep hatta bir örgüt üzerinden politika yürütemezsiniz. Türkiye’de politika yapanlar artık bunu öğrenmeler gerekiyor.  Ortadoğu’da sadece İslam üzerinden yürüyerek, bir politika oluşturamazsanız. Bunlar görülüyor. Bunu Mısır darbesinde gördük,  Suriye’de gördük, Irak’ta da görülüyor.  Suriye’de Türkiye ile olan Suudiler Mısır’da darbeyi destekliyor. Körfez ülkeleri çıkarlarına göre hareket ediyor. Türkiye o cephede demek istemem ama Sünni cephesinde bile kimse kimseye güvenmiyor. Benim 2 yıl önce gittiğim bazı ülkelerle bu yıl gittiğim aynı ülkelerde Türkiye algısı aynı değil.

-Nasıl bir algı var? Neler değişmiş?

Şöyle algı, Türkiye artık bir taraf olarak görülüyor, mezhepsel bir taraf… Türkiye reddetse de öyle algılanıyor. 2 yıl önce böyle değildi.

TÜRKİYE SÜNNİ CEPHESİNDE ALGILANDI

-Burada da Türkiye’nin Suriye politikası öne çıkıyor sanırım…

Suriye iç savaşından sonra yükselen bir şey. Türkiye Sünni cephesinde algılanmaya başlandı.  İlk olarak, iddia bütün ülkelere, bütün mezheplere eşit mesafede durmaktı. Ama bu algı oralarda  değişmiş durumda. Doğru ya da yanlış siz istediğiniz kadar yok deyin, karşıdaki algı öyle oluştuğu zaman sizin durumunuz değişebiliyor. İkincisi, ben Suriye savaşıyla birlikte Türkiye’nin yaklaşımını doğru buluyorum.  Ben Esad rejiminin bu haliyle kalmaması gerektiğini düşünenlerdenim. Esad bir diktatör, ama Bass rejimi yada Esad’ı yıkmaya böylesine angaje bir politikanın da sonuçsuz kalacağını baştan beri söylüyordum. Yani sorun Esad’ı yıkmak mı yoksa demokratik bir Suriye yaratmak mı? Bu şekliyle, bu muhalefet yapısıyla, Kürtlere böyle mesafe koyarak, demokratik bir Suriye kurulamayacağı zaten ortaya çıktı. Bu saatten sonra da Suriye’den herhangi bir toplum ve gelecek projesi çıkmaz. Böylesi bir düşmanlık üzerine gelecek kuramazsınız. Bu olumsuz tabloda Türkiye’nin de payı var. Yani Suriye deki iç savaşla, Libya’daki iç savaş bir birine benzemeyeceğini hep söyledik.

Libya’da olacak bir hikâye Ortadoğu coğrafyasını çok fazla etkilemez. Ama Suriye’ de başlayan bir hikayenin bir süre sonra bir yanıyla gerçek, bir yanıyla körükleyen nedenlerle mezhebi bir noktaya kayıyor. Oraya dokunduğunuzda oluyor ve nitekim öyle oldu.
-Biraz da çıkarlar söz konusu…

Esad İran’ın onun yanında duracağını biliyordu mesela ve herkes şaşırdı nasıl olur diye…

Ama İran- Irak savaşında İran’ı desteleyen tek Arap ülkesi Suriye’ydi.  Bunlar unutulmaz şeylerdi.  Biraz tarihe bakmak lazım, bölge dengelerine bakmak lazım. Hayaller ve emperyal kurgularla hareket ederseniz, yani, bunları göz önüne almadan doğrudan politika uygularsanız bunlar karşınıza çıkar ve siz kontrolü kaybederseniz…

O dönemlerde bütün bu Işid, El Nusra ve benzeri örgütlere sırf rejimin bir an önce yıkılması için görmezden gelindi.

-Peki, El Kaide, El Nusra yada diğer İslam örgütlerinden IŞİD’in farkı ne?

El kaide 1980 Sovyet işgaline karşı mücadele eden ve sonrasında oluşan mücahit yapılanmaydı ve Işid biraz daha farklı. 1980 üzerinden 35 yıl geçti, bugün baktığımızda El Kaide eskiden dikey yapılanma ve merkeziydi…

Bir yandan savaşçı, bir yandan da daha vurucu katliamlar yapan bir örgüttü. New York, 11 Eylül hikâyesi, Sinagog saldırısı…  Daha nokta, sansasyonel, daha korku yaratıcı ve batı merkezli hedeflerdi. Fakat daha sonra o dikey örgütlenme, 2000’lerde başlayarak, yatay daha birbirinden bağımsız, her coğrafyanın kendi koşuluna göre, bir yapılanmaya dönüştü. El Kaide’ye yakın ama bağlı olmayıp o ideolojiden hareket eden örgütler çıktı.  Işid de öyle bir örgüt. Yöntem, ideoloji, hilafeti koruma üzerine kurulmuş bir örgüt.

Mobilize cihatçılar söz konusu artık.

TÜRKİYE’NİN ÇIKIŞI KÜRTLERLEDİR!

-El Kaide’nin uzantısı mı? El Kaide’nin İşid bizden değil demesi ne anlama geliyor?

İdeolojik olarak aynı ama davranış tarzı olarak farklı. El kaide, Işid bizden değil diyor ama ideolojik yaklaşım farklı değil. İkincisi, ilk başlarda daha sansasyonel, daha batı odaklı eylemler varken şimdi alan kazanma, kazandığı alan üzerinden kendi yönetimlerini kurma derdindeler. Nijerya’da böyle, Batı Afrika’da böyle… Suriye ve Irak’ta böyle. Yönetmeye başlıyorlar, sosyal hayatı düzenliyorlar, vergi topluyor petrol satıyor, kanun koyuyorlar. Diğer yandan alan büyüdükçe riskleri de artıyor, çelişkileri de artıyor. Yerel halkla sorunlar başlıyor filan ama bugünkü yapılanmalar ilk dönem El Kaide yapılanmalarından farklı. Mesela zaman zaman El Kaide ciddi darbe aldı ama yok olmadı. Hiçbir zaman El Kaide’nin kadrolarının öldüğünü düşünmedim., küçüldüler, dağıldılar ama uygun zemin bulduklarında, otorite olmadığında, tekrardan bir araya geldiler. Türkiye’nin de çok dikkatli olması lazım. Artık bölgede böyle realite var. IŞID’ da bizim komşumuz. Ülke içinde kim var kim yok onu da bilmiyoruz.

Irak’ta katliamlar yapılıyor, ancak Türkiye Işid konusunda oldukça temkinli. Terör örgütü denilmesinden imtina ediliyor, neden?

Bu aralar normal, şu an anlamda normal, siyaseten değil de rehine krizlerinde biraz böyle olur. Biz söyleyebiliriz, terör örgütü diye, ama şimdi karşı tarafın elinde diplomatik personel varsa çok üst perdeden bunun üzerine gitmek korku yaratabilir… O tarafta negatif bir şey yaratabilir. Pazarlık falan sürüyorsa, onlar alınacaksa alındıktan sonra söylenebilir. Şimdi biraz o anlamda çok konuşmamak faydalı… Ters tepki yaratır yoksa IŞID tabii ki terör örgütü…

-Tüm bu çerçevede Türkiye’nin rolü ne olacak?

Ülke sınırları kaybolmayacak ama ülkeler içinde fili sınırlar oluşmaya başlıyor. Irak Kürdistan’ıyla çok iyi ilişkileriniz var ama Suriye Kürtlerine, Rojava‘ya uzak duruyorsunuz. IŞİD saldırılarına kısmi bir destek veriyorsunuz. Sanki ikisini bir birine kırdırma politikası güdüyorsunuz… Oysa Türkiye’nin bölgedeki en önde gelen müttefiki Kürtler olmalıdır. Türkiye Suriye’de en kısa ve çabuk yoldan Kürtlerle yeni bir yakınlaşma başlatmalıdır. Türkiye’nin çıkışı Kürtlerledir. Üstelik barış sürecini yürüten bir hükümetin yapacağı şey kürlerle birlikte hareket etmek olmalıdır. Hatta Suriye’de Türkiye’nin güvenliği için bile buna ihtiyaç vardır.

IŞİD BAĞDAT’A GİRERSE DİRENİŞ OLUR

-Bu son yaşanan olaylar Suriye ve Irak Kürtlerini de gündeme getirdi. Aslında Türkiye’nin Kürtlere karşı politikasını da daha net gördük sanıyorum…

Bölge o kadar çabuk değişiyor ki, son olaydan bağımsız olarak Suriye’deki gelişmeyle birlikte sahneye çıktılar ve ellerini güçlendirdiler. Rojava da Kürtler belli bir şey oluşturdular. Bu yapı kırılgan bir yapı, Suriye’de ne olup ne bittiği de belli değil. Dolayısıyla barış süreci yürüten Türkiye’nin Suriye’de Rojava Kürtleriyle birlikte hareket etmese bile onları dışlamayan, onlara yakın bir politika gütmeli. Bu politikayla Işid ya da benzeri yapıları uzaklaştırabilir. Eğer hala ‘tarafsız,’ ‘sessiz’ kalırsa bu durum Türkiye’yi de etkileyecek olaylara sürükler.

-Irak ve Suriye Kürtleri bu olayda yakınlaştı diyebilir miyiz?

Bu son olay Irak Kürdistanı’yla Rojava Kürtlerini yakınlaştırdı doğru. Bu olumlu ama Türkiye de barış süreciyle birlikte yürütülmesi yada daha paralel uygulanması gerekir. Türkiye’nin Suriye politikasında Kürtlerle daha yakınlaşması gerektiğini düşünüyorum.

-Yazınızda IŞİD Bağdat’a girmesinin mümkün olmayacağından söz etmişsiniz, neden?

Bağdat’a girerse IŞİD’e karşı ciddi bir direniş olur. Çok şiddetli çatışmalar olur. Amerika ne kadar müdahil olur bilmiyorum. Amerika içinde yeni bir politikanın başlangıcı olacaktır. Bağdat’ı alacak olursa zaten Irak diye bir şey kalmaz. Onun için ciddi bir direnişle karşılanacaktır.

EN FAZLA KAYBEDEN FİLİSTİN

-Gelelim Filistin’e

En fazla kaybeden Filistin, gündemden düştü, kimsenin umurunda değil,  İsrail’in yerleşim yerleri genişliyor, barış süreci çöktü. Kimseden destek de yok, ABD bile o baskıyı oluşturamadı. Filistin, biraz kendine terk edildi.

Özellikle Müslüman kardeşlerin darbe yemesi, o hattın kopmasıyla birlikte,  en zor dönemini yaşıyor.  Mısır’daki darbeden sonra kendine terk edilmiş durumda.

Müslüman Kardeşler Ortadoğu’da ciddi bir güçtü. Bugünden yarına bitmeyecek, yeniden ortaya çıkacaktır.

NUSRACILAR NEREYE GİTTİ ACABA?

-Bir de El -Nusra terör örgütü listesinden çıkarıldı. Ne olacak?

El Nusra, El Kaide bağlantılı örgütler listesinden çıkarıldı ama genel terör örgütleri listesinde yer alıyor. Bu aslında Nusra’nın bağımsız geniş ve büyük bir terör örgütü olduğunu gösteriyor. Nusra da Suriye’de yer alıyor. Sınırdaki Kesab kasabasını ki bu kasaba Ermeni kababasıydı, Nusra’ya terk edildi biliyorsunuz. Sonra Nusra buraya yakıp yıktıktan insanları kovaladıktan sonra oraya geçenlerde bir anda terk etti. Nusracılar nereye gitti acaba?

Gülşen İşeri / insanhaber.com