Müslüman CIA Başkanı

John Owen Brennan kim bilir misiniz?
Mevcut CIA Başkanı…
Müslüman mı?
FBI’ın “İslam uzmanı” John Guandolo, CIA Başkanı Brennan’ın 1990’larda Suudi Arabistan’da görev yaparken İslam dinine geçtiğini ileri sürdü. Şaka değil, bu konu günlerce Amerika kamuoyunda tartışıldı.
Çok iyi Arapça bilen Brennan, Riyad’da “CIA İstasyon Şefi” olarak çalıştı. Kudüs’e Amerikalılar gibi “Jerusalem” demeyip, Araplar’ın kullandığı “El Kuds” demeyi tercih eden bir Arap sevdalısı!
Tarihe ve sanata çok meraklı Brennan ile Ekmeleddin İhsanoğlu tanışıyor mu? Tanışmamaları imkansız. Acaba CIA başkanını Ekmel Bey mi Müslüman yaptı!? Şaka bir yana…
Hep sormak zorundayız; CIA başına Ortadoğu uzmanı biri neden getirildi? Üstelik bu hiç de kolay olmadı; çok Cumhuriyetçi senatör, Brennan’ın seçilmemesi için çaba sarf etti. Mesele salt Müslümanlık da değildi. Brennan, oğul Bush iktidarında dönemin CIA Başkanı George Tenet’in başdanışmanıydı ve işkence yaptırmakla kalmamış, kamu önünde bunu savunmuştu.
Keza İran konusunda söyledikleri şaşırtıcıydı: “Amerika’nın İran’la ilişkilerinde sorunun İran’dan değil, ABD’nin sert dilinden kaynaklanıyor!”
Bu nedenle Cumhuriyetçi senatör John McCain kanal kanal dolaşıp, “Bir işkenceciyi, bir İran dostunu, bir Arap aşığını, nasıl olur da kimseye hesap vermeyen CIA’in başına getiririz?” diye bağırıp durdu.
Aslında; Obama, Brennan’ı bir önceki döneminde CIA başkanı yapmak istemiş ama yapamayınca, terör ve iç güvenlik konularından sorumlu özel danışmanlığına getirmişti.
Brennan tüm bunlara rağmen 8 Mart 2013’te CIA koltuğuna oturdu. Demek bir mahareti vardı!
Brennan koltuğuna oturduktan sonra neler oldu; CIA 3 Temmuz’daki Mısır darbesi destekledi. Libya’da darbe yaptı. Suriye iç savaşına, İran’la ilişkilerine bakışı değişti. Vs.
Peki…
Brennan, Çankaya Köşkü “çatı adayı” Ekmel Bey’e nasıl bakıyor acaba; destekliyor mu? Bakınız…
İstiyorum ki, kafanızı sadece bizim topraklara sokmayınız; kaldırın başınızı ve dünyaya bakın neler oluyor…
Gerçeğe ancak soru sorarak ulaşabilirsiniz.
Soğuk Savaş’ın ürünü “Yeşil Kuşak Projesi”…
Küreselleşmenin ürünü “Ilımlı İslam” ve itibarıyla “Büyük Ortadoğu Projesi” derken; şimdi sırada ne var?
“İslami Demokrasi” mi? İslam referanslı demokrasi!
Hiç tartışmıyoruz. Meseleleri hep kişiler üzerinden konuşuyoruz ve bu bize Ekmeleddin İhsanoğlu gibi adayların dayatılmasıyla sonuçlanıyor.
Seçmenin demokratik muhakemesine güvenilmiyor; tepeden yönlendirilerek siyaset yapılmaya çalışılması kabul edilebilir mi?
Kimse kusura bakmasın; matadorun değil boğanın yanındayım…

“Gelen” Ekmel Bey mi?

Sanıyorum, bir konuda anlaşmalıyız:
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun kişiliğiyle ilgili (şöyle iyi insan veya böyle kötü insan) tartışma yapmıyoruz. Siyaset konuşuyoruz. Ekmel Bey’in dünya görüşünü/ideolojisini değerlendiriyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na ve dış politikasına karşı olan şeriatçı İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreterliği görevinde bulunan bir kişinin Çankaya Köşkü’ne neden çıkarılmak istendiğini analiz etmeye çalışıyoruz. Yapmayalım mı? Susalım mı? Bize sunulan her “projeyi” kabul mu edelim?
Babası İhsan Efendi’nin Kahire’deki çevresini “ilim adamlarından” oluştuğunu düşünmek saflıktır. Hangisini yazayım; herkes haklı olarak eski Şeyhülislam Mustafa Sabri’den bahsediyor. Aynı çevreden Miralay Sadık Bey’e ne demeli; İngiliz Muhipler Cemiyeti başkanıydı. Diğerleri de aynı cemiyetin üyeleriydi. Gül gibi Ekmel Beyin de, İngiliz istihbaratçılarının “MI5 Okulu” olarak bilinen Exeter Üniversitesi’nde bulunması şaşırtıcı mı? Neyse…
Yazılan anı kitaplardan öğrendiğimize göre, -kişiliğini pek sevmeseler de- İngilizlerin gölgesindeki Hasan el Benna da aynı grup içindeydi.
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun düşünsel dünyasını kimler oluşturdu? İsminde “t” yerine “d” harfi kullanması bile Osmanlı yazım kuralına uygundur! Kuşkusuz “şekilcilikle” uğraşacak biri değilim.
Bu köşeyi takip edenler bilir:
Hep yazdım; Erdoğan bitmiştir. Fetret dönemi sona ermiştir. Yani giden bellidir.
Ve sonra hep sordum; gelen kim?
Gül-Gülen-CHP ittifakı konusunda makaleler kaleme aldım. Bu ittifaka Bahçeli de dahil oldu.
Söyler misiniz; siz neye karşısınız; salt bir Erdoğan’a mı? Yoksa uygulanan siyasi, ekonomik, kültürel politikalara mı?
“Erdoğan gitsin ve politikalar devam etsin diyorsanız”, evet adayınız Ekmel Bey’dir. Seçilirse, “Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı devam ediyor” diye de okuyabilirsiniz.
“Erdoğan bir misyon için koltuğa oturtuldu; işi bitti ve şimdi o misyonu başka bir isimle sürdürecekler” diyorsanız Ekmel Bey iyi bir aday değildir. Bu kadar basit.
Evet, niye meseleyi kişiler üzerinden tartışıyoruz.
Giden’in gittiği ortada iken, neden ikiz kardeşi “gelen”i kabul edelim?
“Gelen” üzerine tartışma yapmamız gerekmiyor mu? Çok seslilikle övünen CHP bile milletvekillerini susturmaya çalışıyor!
Israrla kişiler üzerinden değil, “program” üzerinden konuşmamız gerektiğini yazıyorum; Türkiye kişilere mahkum ediliyor.
Ekmel Bey’in Erdoğan’dan pek farkı yok. MHP’yi değil ama Bahçeli’yi anlıyorum; anlayamadığım CHP ve Kılıçdaroğlu’dur.
Sandığa endeksli ve salt tek adamı devirmeyi amaçlayan bir siyasi perspektif, Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmaz. Yazdım; sandık Türkiye’yi gericileştiriyor. Biz sonraki seçimde Çankaya Köşkü’ne Osmanlı soyundan bir halife aday gösterileceğini öngörebiliriz. Geldiğimiz yer burasıdır. Ve buna karşı çıkmak tarihsel görevdir.