“Aşk Örgütlenmektir, Bir Düşünün Abiler”

Ülke, zor bir Haziran geçirmişken ve Haziran’ın yükünü ödediği bedellerle Temmuz’a devretmişken, Ece Ayhan’ı, belki de en çok “Velhasıl onlar vurdu, biz büyüdük…” mısrasıyla anma zamanıdır.

“bir, yeryüzünde nasıl dağılmıştır
tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
iki, daha yavuz bir belge var mıdır ha
gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?”

Ece Ayhan: İkinci Yeni’nin sivri ismi, mülksüz mülkiyeli, iktidar karşıtı, sivil şair. Tarihi yazanlara inat sarışın değil de karaşın. Parasız yatılı şairlerden, okul numarası hayatı boyunca peşinden gelecek gibi 128. “Tarih bilmeden şiir yazılmaz, ben de tarihi kurcalayan bir şairim” diyen, mor şiirin peşinde bir ozan. Şiiri ise “yalınayak şiirdir.”

1931’in Eylül ayında Datça’da dünyaya gelir Ece Ayhan. Ailenin ikinci çocuğudur. Babası memuriyetten istifa ettiğinde Çanakkale’ye taşınır aile. Zaten anne de baba da Geliboluludur. İlkokula, ülkenin hemen her şehrinde, ilçesinde aynı ismi taşıyan İstiklal İlkokulu’nda başlar.

Ortaokul ve liseyi İstanbul’da parasız yatılı okur Ece Ayhan, tıpkı Cemal Süreya ve Sezai Karakoç gibi. Parasız yatılı yıllarını şu mısralarla anacaktır yıllar sonra:

“aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında

her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır

bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek”

Yıl 1953 olduğunda yolu Ankara’ya düşer. Diğer parasız yatılı şairler gibi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlar eğitimini.

1959 yılında Mülkiye’den mezun olur, kaymakamlık kursuna gider. 1962’de Deniz Hafize Hanım’la evlenir, bir yıl sonra tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir. Kaymakam olarak Sivas’ın Gürün ilçesine atanır. Sonraki yıllarda Çorum ve Denizli’de de kaymakamlık yapacaktır Ece Ayhan.

Ancak yaşam tarzı ve hayata bakışı devlet memuriyetiyle bağdaşmayacaktır Ece Ayhan’ın. 1966 yılına gelindiğinde memuriyet görevlerinden istifa eden Ayhan, “Soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” diye tanımladığı İstanbul’a yerleşir. İki sene sonra eşini kaybeder.

“Şiirimiz karadır abiler”

İlk şiiri 1954’te Türk Dili Dergisi’nde yayımlanır Ece Ayhan’ın. Şiirinde yer alan kendine özgü sözcükler, çağrışımlar ve göndermelerle İkinci Yeni’nin içinde farklı bir yer açacaktır kendine Ece Ayhan.

İtaatsizdir Ece Ayhan’ın şiiri, renklerden en çok mora yakındır. Kapalıdır imgeleri, ama gizli değil. Kuraldışıdır. Toplumu, toplumsal tarihi irdeler, eleştirir şiirlerinde. Dilin kaynaklarını sonuna kadar kullanır. Sıradanlığa, ortalamaya asla razı gelmez onun şiirleri.

Ne dili ne biçemi benzemez diğer şairlere. Edip Cansever şöyle tanımlar onun şiirini: “Kendine sürgün; adresi olmayan bir yaratık.”

1969’da katledilen Battal Mehetoğlu’nu anlatır Meçhul Öğrenci Anıtı’nda örneğin. Şiir hem İkinci Yeni şiirinin hem de toplumsal vicdanın en güzel örnekleri arasında yer alır:

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında

Bir teneffüs daha yaşasaydı

Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür

Devlet dersinde öldürülmüştür

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:

- Maveraünnehir nereye dökülür?

En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:

- Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir

Hakkını arayan bir simurg

İkinci Yeni’nin önemli şairlerinden olan Ece Ayhan, İkinci Yeni’ye dair şunu anlatır ve İkinci Yeni’nin naifliğinin yanı sıra kendine has mizahını da anlatmış olur esasında kendisiyle yapılan bir söyleşide.

“Bundan sekiz on yıl önce Tünel’de bir meyhanemiz vardı bizim. Oraya gider, yuvarlak masanın etrafında toplanırdık. Edip, Cemal Süreya ve başka başka arkadaşlar, kim kalkarsa onun aleyhinde konuşulurdu ‘Şu giden var ya’ diye. Bu yüzden hep beraber kalkılırdı.”

Kendisini ise şu sözlerle tanımlar Ece Ayhan, yıllardır “anlaşılmaz” olarak nitelendirilen şiirini anlamak için bu sözlere kulak vermekte yarar vardır.

“Ben biliyorsunuz, hakkını arayan ama yamuk bir simruğ’um. Tarihi ve tarihçeleri kurcalamak adına gerekirse yengeç gibi yan yan yürüyebilirim. O yüzden yazıyı bir ibret ile bitirmek istiyorum: Bir gün yengeçler bakarlar ki bir yengeç adam gibi doğru dürüst yürüyor; sarhoş sanırmışlar onu.”

“Vasiyetimdir…”

Ece Ayhan, 1974’ten ölümüne kadar, beynindeki tümörün yol açtığı birtakım hastalıklarla devam eder yaşamına. Tümör, sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet vermektedir.

Tümör, beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkarılır çıkarılmasına ama tümörün diğer organlarda meydana getirdiği hasarlar, sanatçıya yaşamı boyunca sıkıntı vermiştir.

Hayatı boyunca ekonomik sıkıntılar içerisinde olan şair, Çanakkale Belediye Başkanlığının yardımlarını görür. Sağlığının günden güne bozulmasıyla, yakın dostu olan şair Metin Üstündağ’ın yardımıyla 1999 yılında Çapa Tıp Fakültesi’ne yatırılır. Kredi Yayıncılık’ın yardımlarıyla karşılanır. Ayhan, gördüğü bir dizi tedavi sonrasında tekrar Çanakkale’ye yerleşir.

Yerleşik ve düzenli hayata bir türlü alışamayan Ece Ayhan, Temmuz 2002’de Çanakkale’den ayrılır ve İzmir’deki bir huzurevine yerleşir. 2002’nin 13 Temmuz’unda hayata veda eden şairin Çanakkale’ye dönüşü bir mezar taşıyla mümkün olacaktır.

Geriye pek çok mısra bırakır Ece Ayhan. Ve bir de vasiyetini: “Vasiyetimdir, her şeyimi zamana bırakıyorum”
İREM DÖNMEZ